Kaydet
a- | +A

Kendi kendime Başkan Clinton''ın Türkiye ziyareti daha kimbilir ne kadar çok konuşulur diyordum. Yanılmamışım. Önceki akşam Washington Büyükelçiliğimiz müsteşarı Hüseyin Diriöz ile değerli eşlerinin evlerinde verdikleri partiye gittiğimde, bu dillere destan gezinin, "Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek!" olduğunu daha iyi anladım. Hüseyin beye bravo doğrusu... Bir Cuma akşamı, Washington''da bu kadar insanı bir araya getirmek, her yiğidin harcı değil. Zira herkes oradaydı... Herkesi isim isim saymadan, kimler olduğunu şöyle belirteyim. Türkiye''ye, Türkiye''nin doğusuna, batısına, kuzeyine, güneyine, Kıbrıs''a, Ege''ye, tarihine, coğrafyasına, boru hatlarına, boğazına ve daha bilumum diğer özelliklerine, meselelerine şöyle bir kıyısından kenarından bile olsa bulaşmış hemen herkes, Diriözler''in İkametgahı''na koşup gelmişti. Tabii bu herkesin, Başkan Clinton ile beraber giden refakatçıların dışında maalesef Washington''da kalan ''herkes'' olduğunu belirtmeliyim.

MARK PARRIS''E BRAVO Parti''deki birinci konu, Clinton''ın Türkiye ziyareti ve gündemiydi. Tabii bu öyle bir baba gündem ki, anlat anlat bitecek, ya da dinle dinle geçecek ve geçiştirilecek türden değil... Neyse kısaca bazı aktarma ve göndermeler yapalım.

Bir defa misafirler, ABD''nin Ankara büyükelçisi Mark Parris''in kulaklarını bol bol çınlattılar. Sayın büyükelçi her ne kadar bu çınlatmaları duyacak yakınlıkta ve bunlarla oyalanacak meşguliyesizlikte değildi ama, önceki akşam -neredeyse Başkan Clinton kadar- havalıydı Diriözler''in evinde...

Adı çok sık geçti. Başkan Clinton''ın Türkiye ziyaretinin böylesine dillere destan olmasındaki ''katkılarının'' büyüklüğünde ve ilginçliğinde, herkes hemfikirdi... "Helal olsun. Elçi dediğin böyle olur..." diye konuşmalar dalga dalga her tarafa yayıldı. Hatta Ankara''ya da anında ulaştığından eminim... Mark Parris''ten sonra konuşulan bir başka konu ise, şu Başkan Clinton''ın Türkiye''ye verilmesini müjdelediği 1 milyar dolarlık Eximbank kredisiydi.

Bu müjde Türkiye''de her ne kadar borsayı patlattı, depremzedelere ''ilaç (!)'' oldu, anlı şanlı işadamlarımıza ve yetkililerimize sevinç naraları attırdı ise de, Parti''de konuşulanlar insanın neşesini ve keyfini kaçıracak nitelikteydi.

EXIMBANK KREDİSİ YA DA ÇAYA ÇORBAYA LİMON Neymiş efendim, bir defa bu kredi, yeni birşey değilmiş ki... Zira Clinton ilk iktidara geldiğinden beri Amerikan Eximbank''ını, Amerika''dan mal ve hizmet alanların emrine zaten tahsis etmişmiş. Yani bir noktada Başkan Clinton, ''malumu ilan eden'' bir kurnazlık sergilemiş. Sen ABD''den bırak hammadde, ara mal, teknoloji, ekipman ithal etmeyi; ''tüketim malı-beyaz eşya'' bile satınalsan, Sam Amca sana zaten çok düşük faizli ve de uzun vadeli kredi veriyormuş... Nitekim bundan yıllardır istifade eden Türk ithalatçılar, maşallah yılda 4 milyar dolara yaklaşan Amerika lehine bir ticaret açığına bile sebep oluyorlarmış... İşin özeti; bunun ne yeniliği, ne de depremzedeye getireceği faydaları konusunda, pek tatmin edici konuşulmadı önceki akşam Washington''da...

Hatta Başkan Clinton, "Size 1 milyar dolarlık zaten olan krediyi tekrar veriyorum. Siz de daha fazla Amerikan malı alın!" diyeceğine, "Depremzedelere katkı olsun diye ABD gelecek yıl Türkiye''den 1 milyar dolarlık daha fazla tekstil ve konfeksiyon ürünleri alacak!" demeliydi, diyenler bile oldu... Eee, dilin kemiği yok ki... Ağzı olan konuşuyor...

Zaten Kıbrıs konusunda, Clinton''ın Patrikhane ziyareti ve İslamiyet ile ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanı veya yetkilileri yerine sayın Ecevit''e sorular yöneltmesi ve daha birçok başka konularda, bir takım değişik ve ilginç değerlendirmeler de yapıldı.

Ama dedik ya, ağzı olan konuşuyor... Tarihi ve dillere destan 5 günlük gezi konuşulmayacak da, ne konuşulacak?...