Türkiye ile ilgili haberlerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Hem iyi haberler hem de kötü haberler var. Biz gazeteciler için haber haberdir; iyisi, kötüsü olmaz. Ama ülkemizin menfaatleri gözönüne alındığında, 21. yüzyıla hiç de istediğimiz biçimde giremeyeceğimizin sinyalleri ve mide bulandırıcı kokuları geliyor.
Dış politikada duygulara yer yok. Ülkeler arasındaki ilişkilerde aslolan, sadece ve sadece, menfaatler! Bizim anlayamadığımız en önemli özellik bu. Aşırı duygusallığımızdan mı yoksa kolaycılık tarafımızın hep ağır bastığından mı, dış politikada genelde geriden gidiyoruz. Belirleyici olmak bir yana, hep savunmada kalıyor; üstelik kendi kalemize gol üstüne goller atıyoruz.
DEPREM SONRASININ HAYAL KIRIKLIKLARI Türkiye Ağustos ayında, tarihinin en trajik ve ağır tahribatlı bir depremini yaşadı. Deprem sonrasında özellikle ABD''de ve bütün dünyada ülkemiz hakkında bir sempati yumağı oluştu. Fakat felaketin hayırlı sonuçlarından birisi olan bu insani sempati ve ilgiyi, yanlış değerlendirdik. Birdenbire her meselenin halledileceği bir atmosfer havasını oluşturduk. Buna da sımsıkı sarıldık. Oysa dış politikada çıkarların korunmasının esas olduğunu unuttuk. Son 40 yılda Türkiye aleyhine yapmadığı kalmayan ve ''Türk düşmanlığını, iç ve dış politikasında ana unsur'' haline getiren Yunanistan''la bile sarmaş dolaş olduk. Yunanistan''ın deprem acımızı paylaştığı doğru. Hemen yardıma da koştular. Ama bunların insani amaçlı olduğunu, politikalarda bir değişıklik yapılmadığını bizzat Yunanlı bakanlar ifade ettiler. Bunları nedense duymazdan geldik.
Avrupa Birliği''ne -girişin değil- adaylığın bile Kıbrıs''a bağlanması karşısında şaşırdık. Ege''de, Kıbrıs''ta, hiçbir şeyin değişmediğini-değişmeyeceğini anlayınca hayal kırıklığına uğradık. Türk-Amerikan ilişkilerine Yunan lobisinin, yaklaşan seçimler nedeniyle hem de bütün hızıyla çomak sokmaya devam etmesine fena bozulduk.
HATA KİMDE? Peki hata kimde? Elin oğlu uzun vadeli planlar ve projeksiyonlar ile menfaatlerine asılıyor. Üstelik çıkarları için, her türlü çifte standardı mubah sayarak, çeşitli atraksiyonlar içine giriyor. Hedeflerine olabildiğince vizyonlu ve ufuklu yaklaşıyor.
Biz ise bırakın geniş çaplı hazırlıkları ve vizyonlu dışa açılmaları, gittikçe içimize kapanıyoruz. Halbuki dış politikada artık ülkelerin birbirlerinin iç işlerine acayip karıştıkları bir döneme giriliyor. Gelecek asırda her iç meselemizin, bir dış sorun haline geldiğini-getirildiğini görürsek, hiç şaşırmayalım... İçe kapanmaya, hâlâ üniversitede türban ve TBMM''de Merve ile uğraşmaya, ne hikmetse bir türlü tamamlayamadığımız demokrasideki eksikliklerimizle yaşamaya, sanki and içmişiz.
Ayrıca dost ve kardeş Azerbaycan ile, bize kucak açan Türkmenistan ile bile aramıza buz dağları ördüğümüzün farkında değiliz.
Önceki gün Washington''da görüştüğümüz milletvekili ve Azerbaycan Halk Cephesi 1. Başkan Yardımcısı Ali Kerimov, Azerbaycan''daki 120 Türk şirketinin, Haydar Aliyev yönetiminin engellemeleri sebebiyle işlerini durdurduklarını söylüyor.
Orta Asya''daki diğer Türki Cumhuriyetlerinde de durum farklı değil.
ACAYİP DİĞER GELİŞMELER KKTC''de 23 sendika ortak bir deklarasyon yayınlamışlar. Üstelik bunu Lefkoşa''ya gelen Kıbrıs Koordinatörü Moses''e vermişler. Denktaş''a karşı çıktıklarını, Kıbrıs''ta BM''nin öngördüğü şekilde barış yapılmasını (yani KKTC''nin ruhuna fatiha okunmasını) talep etmişler...
Bunlara tabela sendikaları diyebilir, geçmişte ve şimdilerde hep dış güçlerin türkülerini çağırdıklarını söyleyebilirsiniz, ama; bu hiç de iyi bir haber değil! IMF Başkan Yardımcısı Fischer ekonominizi ''hasta'' ilan eder. Siz de bunu hem de başbakanınızla yalanlarsınız, ama; bu, kötü; hem de çok kötü bir haberdir. Bugüne kadar Bakü-Ceyhan hattına karşı çıkan BP-Amoco''nun birden hattı desteklediğini açıklamasına sevinebilirsiniz. Ama bunun neler karşılığında olduğunu düşündükçe, haliyle zihniniz de mideniz de bulanmaya başlıyor. Kosova''ya gecikerek ve korkarak ve ancak ABD ile birlikte giderseniz; Çeçenistan''daki Rus mezalimine ''aman bulaşmayalım'' diye seyirci kalırsanız, suni gündemlerle oyalanır, kendi pazarlık gücünüzü kendiniz kırarsanız, işiniz var demektir! Halbuki iyi haberlerde sevinç gösterilerine girmeyecek, kötü haberlerin ise üstesinden gelebilecek uygulamalara, vizyonlu ve ufuklu dış politiklara ihtiyaç var. Ceviz kabuğunu doldurmayan suni gündemlerden kurtulmak lazım! Milletçe bunların hasretini çekiyoruz. Umarız bu hasret, daha fazla gecikilmeden biter... Hepimize kolay gelsin...

