Kaydet
a- | +A

Terörle mücadele, dünya gündeminin birinci maddesi. Çünkü 21. yüzyıla girerken bile insanlık hâlâ ırk, din, etnik köken ve ideolojik farklılıklar sebebiyle acımasız bir kin ve nefret tehditleri savaşları ile karşı karşıya. Ne kadar acı... Ama bir gerçek!

Öte yandan Türkiye, 20. yüzyılın bu son çeyreğinde, uluslararası terörle başı dertte olan ülkelerin en başında geliyor.

Önce hain Asala eylemleri, ardından da bölücü eşkıya çetesi PKK''nın sebep olduğu dış destekli terör, onbinlerce can aldı.

Ülkemizin neredeyse tüm dış borçlarına eşit muazzam kaynakların yatırıma, üretime, istihdama dönüşmesi yerine, terörle mücadelede kullanılmasını kaçınılmaz kıldı.

Ancak Türkiye bu haklı ve gerekli terör mücadelesini sürdürürken, uluslararası anlaşılmaz baskı ve komplolarla karşılaştı. Geçen haftaki Washington Mektubu''nda belirttiğimiz gibi acaip çifte standartlarla, adaletsiz tutum ve davranışlarla büyük zarara uğratıldı.

70''li yıllardan günümüze sarkan bu acı dolu yılları şöyle özetlemek mümkün: Bir taraftan terörle mücadeleni tek başına kararlı biçimde sürdür, her platformda haklılığını anlatmak için de büyük bir mücadele ver; diğer taraftan müttefik bildiğin ülkelerden bile darbeler ye!...

ABD''NİN DESTEĞİ VE KÖSTEĞİ ABD, Türkiye''nin terörle mücadelesini en iyi anlayan ve bu mücadeleye zaman zaman destek veren bir ülke oldu. PKK''yı en kanlı terör örgütü olarak niteleyen ve her yıl yayınladığı terör raporunda PKK''nın acımasız eylemlerine geniş biçimde yer veren bir ülke ABD... Ayrıca bölücü eşkıya başı Öcalan''ın yakalanıp Türkiye''ye getirilmesine ve yargılanmasına da çeşitli katkılarda bulunduğu biliniyor.

Ne var ki Rum-Yunan ve Ermeni lobileri ile bunların maşa olarak kullandıkları PKK yandaşları ABD''de, özellikle de KONGRE nezdinde, bıkmadan usanmadan ve de utanmadan, Türkiye aleyhine yoğun çalışmalar yaptılar.

Şer cephesinin hâlâ süren ve 2000 kasımında yapılacak başkanlık ve genel seçimler sebebiyle dozunun artmasının beklendiği bu Türkiye aleyhtarı faaliyetleri, ABD yönetimlerini etkileyebiliyor.

Bu etkileşim zaman zaman Türk-Amerikan ilişkilerine büyük darbeler vurabiliyor. Gerginliklere, krizlere yol açabiliyor.

Öte yandan bunların aşılması, yaraların onarılması zaman alıyor. Türk-Amerikan ilişkilerinin daha da geliştirilmesinde gecikmeler, inkıtalar ortaya çıkıyor. Bu tip krizlerin yaşanmasında, Türk-Amerikan ilişkilerini üçüncü ülkelerin ipoteğine sokan ve zaman zaman çifte standartlı politikalar uygulayan Amerikan yönetimlerinin büyük kusurları bulunuyor. Bunlara Türkiye''nin, ''ABD''yi anlamakta zaman zaman zorlandığını'' da eklemek lazım.

TÜRKİYE''YE ''DOSTÇA'' UYARILAR Türkiye, terörle mücadelesi sırasında ABD''nin kendisine yaptığı ''insan hakları ve daha fazla demokrasi'' uyarılarını ve ''terörle mücadele yasalarında birtakım değişiklikler yapılması'' telkinlerini, ''iç işlerine müdahale ve karışma'' olarak algılıyor.

Hatta sadece algılamakla kalmayıp, zaman zaman çok sert tepkilerde de bulunuyor. Halbuki Amerikalılar''a göre bu uyarılar, iç işlere müdahale değil, tam tersine, iki müttefik ülkenin ilişkilerini daha da ileriye götürecek, geliştirecek dost telkinleri... Dolayısı ile bu uyarılar ciddiye alınırsa hem Türkiye kazanacak, hem de Türk-Amerikan ilişkileri iki ülkenin lehine çok hızlı bir biçimde daha da gelişecek!..

Böylesine bir dostça telkin, geçtiğimiz günlerde tekrar yapıldı. Amerikan yönetiminden üst düzey bir yetkili, bir Türk yetkiliye özetle şöyle konuştu: "Ne olur söylediklerimi yanlış yorumlamayın. İfade edeceklerimi, iç işlerinize bir müdahale olarak algılamayın. Bunları samimiyetle ve dostça belirtiyorum. Biz Türkiye''nin problemlerini halletmesini gerçekten istiyoruz. Terör konusunda haklı mücadelenize bu sebeple destek olduk ve bunu da sürdürüyoruz. Son dönemde Türkiye''de TBMM''nin gündeme aldığı ekonomi ve demokrasi konusundaki değişiklik tasarıları çok olumlu gelişmeler. Tahkim konusundaki kararlılık, demokrasi paketi, Öcalan''ı adil bir biçimde yargılamanız, alkışlanacak davranışlar.

Ama mesela, Öcalan''ın ölüm cezası müebbede çevrilse; pişmanlığı, terör örgütü PKK''nın tamamen çökertilmesi için kullanılsa, daha iyi olmaz mı?

Bizde de idam cezaları var ve uygulanıyor. Bunları hiçbir şekilde idam cezalarını tartışmak ya da iç işlerinize karışmak olarak söylemiyorum. Sadece dostça ifade ediyorum. Terörle mücadelenizi şanlı bir biçimde bitirmenize ve Türkiye''ye uluslararası arenada çok olumlu puanlar kazandırmasına destek olması için belirtiyorum." Bu dost uyarısındaki üslup, her ne kadar ABD''nin Türkiye''yi üzmemek konusundaki hassasiyetini vurguluyorsa da, iki ülke arasındaki derin görüş ayrılıklarını ve konulara yaklaşım farklılıklarını da ortaya koyuyor. Bir diğer husus da insan hakları konusunun, ABD dış politikasında bir ''kriter'' olarak kullanılması. Buna geçen ekim ayında Kongre''nin kabul ettiği ve Başkan Clinton''ın da onayladığı "Din ve İbadet Hürriyetlerini Geliştirme ve İzleme" kanunu ile, ''din'' de eklendi. Bundan böyle din konusu da, tıpkı insan haklarındaki gelişmelerin izlenmesi gibi, ABD dış politikasında ikinci bir ''kriter'' haline gelmiş bulunuyor.

Dolayısı ile ABD''nin Türkiye''ye karşı dost uyarıları, devam edeceğe benziyor.

Hatta eylül sonunda Washington''ı ziyaret edecek Başbakan Ecevit bu dost telkinlerinden fazlasıyla nasibini alacak.

Bakalım, şimdilik bir türlü aynı frekans ortamına giremeyen bu dostça iletişim çabaları, iki müttefikin aynı lisanı konuşmasını ve birbirlerini anlamasını sağlayabilecek mi?

Bunu zaman gösterecek! Bekleyelim, görelim...