Nasihat edenlere de kızmamalı

A -
A +

Nasîhat verene ve bütün Müslümanlara hüsn-i zan etmek, iyi karşılamak lâzımdır. Sözlerini, mümkün olduğu kadar iyiye yormalıdır.

 

 

 

İslâmiyet ve sağlığımız -8-

 

Müslümanın hayırlı ve sâlih olduğuna inanmak, ibâdet olur. Bir Müslümana sû-i zan ederek ona inanmamak, kötü huylu olmayı gösterir. İşitilen sözü, anlamaya çalışmalı, anlayamadığını sormalıdır. Söz sâhibine hemen sû-i zan etmemelidir. Şeytânın kalbe getirdiği vesveselerden en çok başardığı, sû-i zan vesvesesidir. Sû-i zan etmek harâmdır. Bir sözden iyi manâ çıkarmaya imkân bulunamazsa, bunun hatâ ile, yanlışlıkla veya unutarak söylenebileceği düşünülmelidir.

 

Bir fakîr, bir zenginden bir şey isteyip, zengin vermeyince, her ikisi de gadaba gelebilir. Bir işle meşgûl olana, düşünceli olana, üzüntülü olana, sıkıntıda olana bir şey söylemek, bir şey sormak, onu gadaba getirmeye sebep olabilir.

 

Çocuğun ağlaması, bağırması, hayvanın bağırması da böyledir. Böyle gadaba gelmek çok çirkindir. Cansızların hareketinden gadaba gelenler görülmüştür. Bu, daha kötüdür.

 

Koyduğu yerden kayarsa, keseri vurunca kırılmazsa, kızarak söven, vuran, helâk eden, yakan kimseler görülmüştür.

 

Kendi yaptığına kızan, bunun için kendine söven, kendine vuran da yok değildir. İbâdette kusur ettiği için, kendine kızmak iyidir. Dîninde gayret olur, sevap olur.

 

Emirleri ve yasakları sebebi ile hükûmete, hükûmet reîsine, Resûlullaha “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ve hattâ Allahü teâlâya karşı gadaba gelmek, hepsinden fenâdır. Küfre sebep olur. (Gadab, îmânı bozar) hadîs-i şerîfi, Allahü teâlâya, Resûlullaha karşı gadabın küfür olduğunu göstermektedir.

 

Harâm işleyeni görünce, gadaba gelmek, iyidir. Din gayretinden ileri gelir. Fakat, kızınca aklın ve İslâmiyetin dışına taşmamak lâzımdır. Ona, kâfir, münâfık, deyyûs ve diğer fuhuş, çirkin şeyler söylemek, harâm olur. Söyleyenin ta’zîr edilmesi, cezâlandırılması lâzım olur. Harâm işleyeni görenin, buna câhil veya ahmak demesine izin verilmiş ise de, yumuşak, tatlı söyleyerek nasîhat vermek, iyi olur. Hadîs-i şerîfte, (Allahü teâlâ, her zamân yumuşak söylemeyi sever) buyuruldu.

 

Harâm işleyeni, kanûnlara karşı geleni, hükûmet memûrunun, polisin güç kullanarak menetmesi lâzımdır. Fakat, lüzûmundan fazla dövmesi, işkence yapması, zulüm olur, günâh olur. Devlet memûru yoksa, gücü yetenin de menetmesi, ta’zîr etmesi lâzım olur. Ölüm, evini yıkmak cezâları, ancak hükûmet ve hâkim tarafından yapılır. Lüzûmundan fazla cezâ yapmak, zulüm olur. Muhtesiblerin yani emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapan hükûmet memûrlarının işkence yapmaları harâmdır. 

 

Gadabın mukâbili, karşılığı hilmdir. Hilm, gadabını yenmekten dahâ efdaldir. Hilm, gadaba gelmemek demektir. Aklın çokluğuna alâmettir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Gadaba sebep olan şey karşısında hilm göstereni, Allahü teâlâ sever.)

 

(Allahü teâlâ, hayâ ve hilm ve iffet sâhiplerini sever. Fuhuş söyleyenleri ve sarkıntılık yaparak dilenenleri sevmez.)

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
Yalınız Efe12 Haziran 2024 11:35

Değil bir müslüman kardeşimiz bize emri bil maruf, nehyi anıl münker yapınca gadaba gelmek; bizi ikaz ettiği için çok sevinmeli ve de teşekkür etmeliyiz...