Türkiye, Avrupa yolunda çile çekmeye devam ediyor. 1963 Ankara Antlaşmasıyla başlayan uzun engebeli yol 1995''te Gümrük Birliği, 1999''da Helsinki Zirvesi''yle yeni bir görünüm almış, 8 Kasım Çarşamba günü açıklanan Katılım Ortaklık Belgesi ile geleceğimizi etkiler bir konuma ulaşmıştır.
Kıbrıs ve Yunanistan 15 üyeli Avrupa Birliği''ne aday biz dahil 13 ülkenin (Kıbrıs, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan, Malta, Polonya, Romanya, Slovakya, Slovenya) olumlu ve olumsuz yönlerini ele alan Katılım İlerleme Raporlarına ek olarak Türkiye ile Katılım Ortaklık Belgesi''nin (KOB) genel özellikleri belli oldu. Tek taraflı hazırlanan bu belgeye son şekli Kasım sonunda toplanacak Avrupa Birliği Konseyi karar verecektir. Yarısı bir yıllık diğer yarısı da dört yıllık süreyi kapsayan ve 112 şarttan oluşan belgede ekonomik taleplerden çok siyasi özveriler ağır basmaktadır. Özellikle, Kıbrıs ve kıta sahanlığı konuları uluslararası arenalara çekilmekte, Lahey Adalet Divanı''nın kararına bırakılmaktadır. Aleyhimize gelişen olaylarda, Yunanlılar''ın bir süredir sürdürdükleri yoğun lobi faaliyetlerinin büyük etkisi olmuştur. Türkiye''yi zor durumda bırakacak maddelerin son anda belgeye dahil edilmesi, şimdiye kadar savunduğumuz Kıbrıs Politikamıza ters paragraflara yer verilmesi Yunanistan''daki hükümeti daha da güçlü bir konuma getirmiştir. Son olay bize 17 Ağustos 1999 depreminden sonra dostluk göstergeleri yapan Yunanlılar''ın kendi çıkarları için her çareye başvurabileceklerini, yapılan iyi niyetli girişimleri bir anda silip atabileceğini kanıtlamakta, bundan böyle daha dikkatli davranmamız gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ortaklık Belgesi ve ekonomimiz Katılım Ortaklık Belgesi''nde öne sürülen ekonomik ve mali şartların çoğu yıllardır kaleme aldığımız ve tartıştığımız konulardır. Bunların önemli bir bölümü ise Dünya Bankası, IMF ve WTO tarafından küreselleşme süreci içerisinde Türkiye''ye ve diğer az gelişmiş ülkelere uygulanmak istenen özel koşullardır. Telif hakları, korsan girişimciliğin durdurulması, çocuk ve kadın işçilerin çalışma şartları, sendikal haklar, çevrenin korunması, bunlardan birkaçıdır. Avrupa standartlarına uyum sürecinde hukuki, mali ve sosyal konular bizi fazlasıyla ilgilendirmektedir. Bunlardan, enflasyonun düşürülmesi, bütçe açıkları, adil gelir dağılımı, rekabet şartlarının düzenlenmesi, kamu kuruluşlarının reorganizasyonu, özelleştirmeler, bankaların yeniden yapılandırılması, bölgesel dengesizliklerin giderilmesi, tarım ve sosyal güvenlik reformlarının gerçekleştirilmesi, altı çizilen hedeflerin başında gelmektedir. Sözü edilen reformların gerçekleştirilmesi Türkiye''de, Avrupa Birliği''ne girse de girmese de 21. yüzyılda güçlü bir konuma gelebilmesi hatta varlığını sürdürebilmesi için önemlidir. Türkiye''nin elindeki mali imkanlarla bu sorunların üstesinden kısa sürede gelemeyeceği düşünülürse, finansman yönünden Avrupa Birliği''nin diğer ülkeler gibi Türkiye''yi de desteklemesi gerekmektedir. İspanya''nın, Portekiz''in özellikle Yunanistan''ın Ortak Pazara giriş sırasında çeşitli fonlardan yararlandığını unutmayalım. Bu nedenle önümüze sürülen şartları Avrupa Birliği''ne girme pahasına ne olursa olsun kabullenmek yerine konunun finansal ve ekonomik yönlerini gündeme getirmeli, mali destek üstünde ciddiyetle durmalıyız. Avrupa Birliği''nin aktaracağı fonlar özellikle, Brüksel''in üzerinde durduğu bölgesel kalkınma, sosyal güvenlik reformları, tarım sektörünün desteklenmesi ve rekabetin arttırılması yönünden büyük önem taşımaktadır. Kanalize edilecek finansal kaynakların miktarı ise Avrupa Birliği''nin Türkiye''ye karşı samimiyetini belirleyecektir. Aksi halde, Türkiye''den gücünün çok üstünde yaptırımlar bekleyen buna karşılık yardım elini uzatmayan Avrupa, bir Hıristiyan Kulübü olma görünümü vermeye devam edecektir. NOT: Ülkemizin tarımsal kalkınması uğruna yarım asır canla başla çalışan babam Ziraat Yüksek Mühendisi Hayri Başar''ın vefatı dolayısıyla acımızı paylaşan sayın okuyucularıma ve Türkiye Gazetesi mensuplarına teşekkürlerimi sunarım...

