Kaydet
a- | +A

Sayın Cumhurbaşkanımız son 1 ay içinde İslam dünyasının iki önemli toplantısına katıldı. Bunlardan biri 16 yıldan beri TC Cumhurbaşkanlarının başkanlığını yaptığı ve her yıl İstanbul''da toplanan Ekonomik ve Ticari İşler Daimi Komitesi (İSEDAK), diğeri 56 İslâm ülkesinin liderinin Katar''ın başşehri Doha''da bir araya getiren İslam Konferansı Örgürtü (İKÖ) Zirvesidir. Tahminlerin aksine her ikisinde de Türkiye, geçen yıllara oranla daha aktif bir politika izleyerek dünya ile ilişkisini sürdürdüğünü kanıtladı. Zaten konu ihmal edilecek gibi de değil. İKÖ''ye mensup ülkeler, dünya nüfusunun ve topraklarının beşte birini oluşturmakta, başta petrol olmak üzere dünya hammadde kaynaklarının üçte birinden fazlasını ellerinde tutmaktadır. Başka bir deyimle aralarında gerçek işbirliğini kurmaları ve bunu devam ettirmeleri halinde

İKÖ üyeleri, dünya ekonomisini ve siyasetini sarsacak güçtedirler.

Bundan 31 yıl önce Mescid-i Aksa''yı yakma girişimleri konusunda ilk defa bir araya gelen İslam ülkelerinin liderleri, bu hafta 9''uncu deklarasyonlarını yayınladılar. Bundan önceki toplantılarda olduğu gibi bu sefer de kesin hatlarla altı çizilen mesajlar vermekten çekinmişler, İsrail''le ilişkilerin durdurulmasını öneren, fakat bağlayıcı olmaktan kaçınan kararlara yönelmişlerdir.

Benzer terminoloji Kıbrıs için de uygulanmıştır. Cumhurbaşkanımız, İslam dünyasının Kıbrıs sorununu iyi anlamasının çok önemli bir konu olduğunu vurgulamış, kardeş ve dost ülkelerin uluslararası arenalarda Türkiye''yi yalnız bırakmamalarını talep etmiştir. Arap kesiminin konuya canı gönülden yaklaşmadığını fark eden ve toplantıda pek iyimser hava esmediğini sezen deneyimli devlet adamı Denktaş, "Libya''ya uygulanan ambargoya karşı çıkıyorsunuz da KKTC''yi neden bu kapsamın dışında kabulleniyorsunuz ve ikili standartlara yer veriyorsunuz?" diyerek tepkisini açık bir dille ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler İstatistikleri, petrolden elde edilen gelirin dörtte birinin silahlanmaya ayrıldığını ithalatta ve altyapı yatırımlarında Batılı ülkelerin tercih edildiğini ve onların refah payına katkıda bulunulduğunu göstermektedir. Bunun da ötesinde yılda 300 milyar doları bulan pazardan Türkiye''nin yaklaşık 6 milyar dolarlık bir bölümü eline geçirebildiğini, uluslararası düzeyde rekabet eden firmalarımızın Ortadoğu''da çeşitli engellemelerle karşılaştığını vurgulamamız gerekir.

İktisadi, mali ve ticari ilişkilerin gelişmesinde İslam ülkelerindeki krallar, sultanlar, cumhurbaşkanları, başbakanlar, diğer ülkelerden daha fazla öneme sahiptirler. Petrol üreticisi ülkelerdeki zenginlerin Batı''ya aktardıkları 500 milyar dolarlık kaynağın kullanımında en üst düzeydeki görüşmelerin büyük rol oynadığını çeşitli araştırmalar ortaya koymuştur. Bu doğrultuda; Sayın Cumhurbaşkanımızın Doha Zirvesi''nin ardından Amman''a giderek Türkiye''nin Orta Doğu politikasında yeni görevler üstlenebileceğini ortaya koyması önemli bir gelişmedir. Ümit ederiz ki, benzeri ziyaretler diğer ülkelerde de gerçekleştirilerek petrol gelirlerinin önemli bir kısmını Batı ülkelerinde tutan kralların ve emirlerin tercihleri arasına İstanbul da yerleştirilebilir. Bölgedeki ikili ilişkilerin geliştirilmesinde ve yeni finansal kaynakların sağlanmasında bürokratlarımıza ve özel sektör temsilcilerimize her zamankinden fazla görev düşmektedir.