Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Ekran zorbalığından akran zorbalığına giden yol…
0:00 0:00
1x
a- | +A

Kime kızıyorlar acaba?..

Kumar masabaşlarından alınıp; oyun, şans ve eğlence adıyla masumlaştırılıp çocuklar ve gençler hedefe alınınca çocuklar ve gençlerin öfkeli ve saldırganlaştığı söyleniyor. Gençler ve çocuklar arasında madde bağımlılığı, kumar alışkanlığı, giderek artan asabiyet ve suç işlemelerine karşı mücadele seferberlik boyutuna erişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “TRT Genç” kanalının açılış etkinliğinde yaptığı konuşmada gençlerin dijital platformlar ve sosyal medya üzerinden bu belaların pençesine düştüğüne dikkati çekerken;

"Oyunlaştırma stratejisi dolayısıyla neredeyse her telefon maalesef bir çeşit kumarhane hâline geldi. Eğlence için girilen dijital oyunlar bilhassa gençlerimizi sanal bahis ve kumar illetine bulaştıran bir tuzak işlevi görüyor. Bu mecralar tarafından özendirilen gençlerimizin, sağlığı ve geleceği çalınmaktadır” dedi.

Sosyal medya, neyi göreceğimizi neye inanacağımızı ve nasıl tepki vermemiz gerektiğini belirler hâle gelmiştir. Toplumun “ikna yeteneği ve sorumluluğu” aile merkezli olmaktan çıkıp, hedefler “makam, servet, şöhret ve gösterişli bir hayat” üzerine kayınca hayatın “hedefleri ve araçları” da aile ve eğitim kurumlarından yaban ellere kaydı...

Nihayetinde 2025 yılında geldiğimiz yerde, 202 bini aşan çocuk ve genç suç işleme oranları aile ve toplum hayatını tehdit seviyesini aştı.

Adalet Bakanlığı çocukların suça sürüklenmesine yol açan sebepler ve suçun önlenmesi maksadıyla adliyelerde özel görüşme odalarında pedagoglar eşliğinde çocuklarla görüşmeler yapılarak suçtan uzaklaştırmak için çalışıldığı belirtiliyor.

Hayatın zemini değerlerden kopup “herkes istediği gibi yaşar” anlayışı hâkim olunca sahip olduğumuz makam servet ve şöhrette yerini “suç ve ceza” ile takas etti.

Hayat ile yüzleşme erken yaşta aileden başlar. Her çocuğun, değerleri, alışkanlıkları, kutsallarını temin ettiği sosyal alan kendi ailesidir. Aile ve yakın çevresinden ve eğitim kurumlarından “yol haritasını ve sınırlarını” temin edemeyen çocuk mahrumiyetini dışarıdaki kaynaklardan temin eder.

Çocuk nüfusu oranında Avrupa’da birinci olan ülkemizde 11-15 yaş arasında uyumadan önce telefonla sosyal medyada tur atan çocuklar arasında “Akran zorbalığının” yaygınlaşması acaba tesadüf mü?..

Meclis İnsan Hakları Çocuk Alt Komisyonu hazırladığı “Dijital mecralarda çocuklarımızı bekleyen tehditler” başlıklı raporunda sosyal medyada internet oyunlarını denetleyecek yerli ve millî platformlar kurulması gerektiğini vurguluyor. Tamam da, bu denetlemeyi kim yapacak, adını koyalım!..

İyisi de kötüsü de hiçbir alışkanlık kendiliğinden gelmez, mutlaka onun bir “Taşıyıcısı” vardır. Çocukların, izleyerek, sorarak ve paylaşarak süren hayatı yolculuğu bu “taşıyıcı kurumlar” tarafından kesiliyor.

Araştırmalarda, şiddet uygulayan, madde kullanan gençlerin yüzde 78’inin “taşıyıcılarının” arkadaşları olduğunu belirtiyor. Ama mağdurlar sorumlu olarak dışarıdaki birini işaret ediyor, aile içine ve yakınlarına bakmıyor. Araştırmalar, “Sosyal medya zorbalığının” çocuk-ebeveyn, ilişkisini paramparça ettiğini söylüyor.

Hoşumuza gitmese de sormamız gerek, acaba kopan “Ebeveyn-Çocuk” ilişkisini önce hangisi terk etti?..

Komisyon raporunda çocukları dijital dünyanın saldırılarından korumak için eğitimden sağlığa, adaletten sosyal hayata kadar birçok alanda düzenleme yapılması gerektiği vurgulanıyor. Aile bu listenin neresinde? Maruz kaldığımız bu kabarık bela listesine karşı savunma başkasına emanet edilecek iş değildir.

Bu toz duman içinde korumayı yapacak aktörlerin de adını koyalım. Ağır hasar alan aile-çocuk ilişkisini güçlendirmek için aile öncelikli olarak her kurum ait olduğu yere dönmelidir…

Hikmet Köksal'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR