Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD İran’ı değil İsrail’i ikna etmek zorunda!
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD’nin iki uçak gemisi bekleyişini sürdürürken İran çevresine taşıdığı hava unsurları ile 2003’teki Irak işgalinden beri en yüksek seviyeye taşıdığı “kuşatma gücü” müzakerelerde anlaşmanın önündeki en büyük engel. İrilik her zaman avantaj değildir. Çünkü budanmış bir anlaşma İran’ı mutlu etse de “Amerika’yı yeniden yüceltmek” iddiasındaki Trump’ı kasım ayında yapılacak ara seçimlere taşıyamaz…

ABD ile İran arasında, Tahran'ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması amacıyla yürütülen görüşmeler gelecek hafta Viyana’ya sarktı. ABD savaşı engelleyecek bir müzakere zemininden "hâlâ çok uzak" görünüyor.

Çünkü ABD'de anketler önemli bir seçmen kitlesinin İran operasyonunda ABD’nin başat rolünden ve Trump'ın liderliğinden memnun olmadığını gösteriyor. Bu ortamda Başkan Trump yapılacak ara seçimleri gözeterek, İran’a yapılacak saldırının sebep olacağı tepkiden çekinerek operasyonun ilk saldırıda İsrail'in "yalnız başına" hareket etmesini istiyor.

İsrail’in saldırısı sonrası İran’ın yapacağı misilleme ABD’nin operasyonunu meşrulaştırır diyorlar.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin bütün dünyada öfkeye yol açan röportajında İsrail’in “Orta Doğu’nun büyük bir bölümünü kontrol etme hakkına sahip olduğunu” iddia etmesi tesadüf mü?

Önümüzdeki günlerde de Viyana’da yapılması muhtemel görüşmelerden bir mutabakat beklemek ham hayaldir…

Netanyahu’nun gayesi ve korkusu; ABD'yi İran'da rejim değişikliğini hedefleyen saldırılara iterek İran'ın nükleer silah elde etme ihtimalini ortadan kaldırmak değil İran’ın “Büyük İsrail” projesinin önünde engel teşkil etmesidir.

İran’ı "dünyanın bir numaralı terör destekçisi" olarak niteleyen ABD Başkanı Trump, İran’ın doğrudan Amerikan ana karasını vurabilecek balistik füzeler üzerinde çalıştığını öne sürdü. İran’ın kıtalar arası balistik füze programını görüşmeyi reddetmesini “büyük bir sorun” olarak nitelendiren ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, İran’ın konvansiyonel silah kapasitesinin ABD için tehdit oluşturduğunu savundu.

Samuel P. Huntington, Dünya Düzeninin Yeniden Şekillenmesi” (1996) tezinde ABD’nin korunması, küresel bir siyasi güç olarak kalabilmesi için, farklı medeniyetlerin artan gücüne ve etkisine uyum sağlaması gerektiğini belirtiyordu. Huntington'a göre, uyum sağlamayan ABD’nin gücü ve etkisi azalmaya mahkûmdur ve bu durum "dünya barışına ve uluslararası düzene yönelik en büyük tehdittir."

Ancak farklı medeniyetlerle uyum sağlama ihtiyacı ve niyetinde olmayan ABD’nin tek ikna etmek zorunda olduğu (İsrail) görünüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, önceki hafta Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı "Dünyada ABD" başlıklı konuşmasında ABD’nin dünyanın geri kalanına nasıl baktığını açık ve net olarak ortaya koydu.

“Başkan Trump liderliğinde ABD, egemen ve canlı bir gelecek için yeniden yapılanma görevini bir kez daha üstleniyor” diyen Rubio, yeniden yapılanma için izlediği yolu; "Mükemmel bir dünyada sorunlar diplomatlar ve sert ifadeli kararlar sayesinde çözülür. Ancak mükemmel bir dünyada yaşamıyoruz. Vatandaşlarımızı açıkça tehdit eden ve küresel istikrarımızı tehlikeye atanların, uluslararası hukukun arkasına saklanmalarına izin vermeye devam edemeyiz…” diyerek uluslararası hukuku nasıl gömdüklerini de(!) açıkladı.

Dünya Rubio’nun makyajlayarak anlattığı yolla ilk defa yüzleşmiyor, daha önce sonuçları yaşanmış bir yol. Ve gelecekte muhtemel yaşanacaklar da tanıdık geliyor…

Politico'nun haberine göre, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau ile bazı üst düzey yetkililer, Mike Huckabee'nin açıklamalarının yol açtığı rahatsızlığı gidermek amacıyla Arap ülkelerindeki muhataplarıyla temasa geçti…

Hikmet Köksal'ın önceki yazıları...