Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Suç ile mücadelede yolun sonu!..
0:00 0:00
1x
a- | +A

Çocukların karıştığı ağır suçlarda cezaların artırılmasını öngören düzenleme TBMM'ye sunuldu. Teklif yasalaşırsa 15-18 yaş grubundaki çocuklar için ceza indirimleri kalkıyor, ağır müebbet geliyor. Cezayı artırarak suçu indirme operasyonunun sahadaki karşılığı söylemesi kadar kolay değil.

Her suçun ve her suçlunun bir hikâyesi var. Savcılık iddianamelerine suç örgütlerinin özellikle ailevi sorunlar, ekonomik yoksunluk ve denetimsizlik içinde kalan 15-18 yaş grubundaki çocukları örgütleyerek suçlara yönlendirdikleri yansıyor.

Zamanı geriye alıp suç işlenmeden önce aktörleri üzerinden suçu besleyen hikâyeye bakmadan bu akımı durduramayız.

Dostoyevski büyük eseri “Suç ve Ceza”da “Bazen hayatta öyle karşılaşmalar olur ki, hem de hiç tanımadığımız insanlarla, bir tek sözcük bile konuşmadan, tek bir bakışla ilgilenmeye başlayıveririz” diyor. İçerideki tanıdıkların ilgisizliğinden beslenen bu “tek bir bakış” sokağa bırakıldığında bütün hayatı kuşatan bir felaketle sonuçlanabilir.

İçerideki tanıdıklar derken önce aileye bakalım...

Türkiye İstatistik Kurumu ailedeki bireylerin 24 saat içinde yaptığı faaliyetleri çıkarmış. Aile bireyleri aynı mekânı paylaşmakta ancak her biri kendi sanal dünyasında yaşamaktadır. Bu durum eşler arasında ve ebeveyn-çocuk ilişkisini zayıflatmaktadır. Evliler, bekârlara nazaran televizyon seyretme, radyo ve müzik dinleme ve sosyal medya için daha fazla zaman harcıyormuş. Anne ve baba muhabbet için muhatabını karıştırdığında kendisini değersiz, önemsiz hisseden güvenlik ve aidiyet duygusu zayıflayan çocuk da dışarıda ortak arar.

Ailede ve eğitim kurumlarında ait olma ihtiyacını karşılayamayan çocukların ortağını sokak ve denetimsiz alanlarda aramaları, bizi bu trajedi ile yüzleştirmektedir. “Suçlu Çocukları Araştırma Komisyonu”nun ortaya koyduğu sonuçlara göre, suç davranışının aileden çok sosyal çevre ve mahalle ilişkileri üzerinden yayıldığı belirtiliyor.

Film yönetmeni ve senarist Sam Raimi’nin dünyada yankı uyandıran “Cehennem Ateşi” filminde bir aileye musallat olan “Kötü ruh” yasak bir kitabın okunmasıyla ortaya çıkıyormuş. Suça karışan her çocuğun arkasında bir kötü ruh/arkadaşın yakınlarında dolaştığı yaşanan tecrübelerle sabittir.

Araştırma Komisyonunun ortaya koyduğu bulgulara göre, aile içinde suça karışmış kişilerin oranı yüzde 43,5 olmakla birlikte, suç davranışının aileden çok sosyal çevre ve mahalle ilişkileri üzerinden yayıldığı anlaşılmaktadır. Çocukların ailede ve eğitim kurumlarında karşılayamadıkları ait olma ihtiyacını, arkadaşlarıyla en çok vakit geçirdikleri sokak ve park gibi denetimsiz alanlarda aramaları, bizi bu tabloyla yüzleştirmektedir.

Aileyi korumak toplumsal bir beka meselesidir. Yakından bakıldığında, suça sürüklenen çocukların büyük bir kısmı parçalanmış, sevgisiz ve ilgisiz ailelere mensup çocuklar. Suçlu çocuklarda ruhsal bozukluk, incinme ve ihmalin hayatına hâkim olma oranının yüzde 95’e ulaştığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, bireysel tedaviye alınan çocukların mücadele alanı ve sürecinde “sosyal çevre” merkezde ve öncelikli olmalıdır.

Bir çocuğun etrafının kimlerle çevrildiği, kimlerle görüştüğü bütün puanlardan daha önemlidir. İnsan kendisini eksik gösteren, küçümseyen, enerjisini alan kimseler ile vakit geçirmeye devam ederse bir süre sonra onlara benzer.

Çocukların firar alanı sokaklarla da sınırlı değil. UNICEF verilerine göre her 10 çocuktan biri kişisel meselelerinde çıkış yolunda tavsiye almak için sosyal medya araçlarını kullanıyormuş. Bu kurtarıcılardan kurtulma savaşının ilk mücadele edenleri dijitalleşmenin en hararetli savunmacıları Silikon Vadisi’ndekiler. (*) “Çocuklarını bilgisayar ve ekran bulunmayan temel eğitim araçları kalem kâğıt ve kara tahtadan” oluşan okullara gönderiyorlarmış.

Öyle anlaşılıyor ki teknolojiye teslimiyetle başlayan bu yolculuğun nihayeti yolculuğun başladığı yer olacak…

(*) Silikon Vadisi; ABD'nin Kaliforniya eyaletinde yer alan ve dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinin toplandığı San Francisco Körfez Bölgesi'nin genel adıdır.

Hikmet Köksal'ın önceki yazıları...