Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İyi insanlar olarak dünyaya geliriz, “birileri” bo...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Hepimiz iyi insanlar olarak dünyaya geliriz, “birileri” bozmadığı sürece. Çünkü iyilik gibi kötülük de öğrenilir. İyi insanların iyiliği kötü olanların da kötülüğü öğrendiği ve hayata geçirmelerini sağlayan rehberleri vardı… İçinde bulunduğumuz çevre iyisi iyi kötüsü kötü sonuçlar doğuran bir aynadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü “2025 Türkiye Uyuşturucu Raporuna” göre uyuşturucu kullanımında Türkiye yeni ve büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Madde bağımlısı kullanım yaşı 12’lere kadar düşmüş durumda. Bağımlıların hikâyeleri ise benzer, “uyuşturucu baronları ve çeteler” tarafından önce bağımlı sonra suçun bir parçası hâline getiriliyor.

Hafta içine TAGEV, “Türkiye Aydın Gençler Eğitim Vakfı Çalıştayı”nda dijitalleşme ve bireyselleşme kuşatmasındaki eğitim, istihdam ve mesleki eğitimde olmayan gençlerin topluma katılması için geliştirilecek politikalar tartışılmış. Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Raporda; “çocuk suçluluğunun” adli bir mesele olmanın ötesinde “aileden okula, akran çevresinden mahalleye, dijital dünyadan kamu politikalarına” uzanan bu geniş kuşatmaya karşı bütün aktörlerin sorumluluk alacağı saha operasyonlarının önceliğimiz olduğunu açıklanmıştı.

Hepimiz iyi insanlar olarak dünyaya geliriz, “birileri” bozmadığı sürece. Bunda herkes hemfikir ama “kötülüğün taşıyıcıları ve sorumluluklarımızın” tanımlanmasında daha fazlasına ihtiyacımız var. Çünkü çevremizdeki “Kuşatmacı aktörler” sadece etrafımızdaki insanlarla sınırlı değil.

“Suç unsurlarının” paylaşımının ve yayılmasının önlenmesi için geleneksel medya ve dijital mecraların içerik üretimi ve paylaşım süreçlerinin denetlenerek “çeteleşme, mafya ve bahis kültürüne dair yayınların engellenmesi” sağlanmalı denmekte.

“Herhangi bir grup tarafından kabul edilme” anlamına gelen “ait olma” duygusal bir ihtiyaç. İnsanın, toplum ile ilişkilerini belirleyici aktörü olarak aileyi geri çektiğimizde tercihleri ait olduğu grup belirler. Bu grupların kimliğinde ne kadar belirleyiciyiz? Yoksa “saldım çayıra…” mı diyoruz?!.

“Aidiyet ihtiyacı” meşru aracılar tarafından karşılanmadığında piyasadaki örgütler üzerinden karşılanıyor. Çocuklar ve gençleri hedef alan bu kimliği meçhul kurumların kuşatmasına karşı aileler ve sivil toplumun katılımıyla iş birliğine dayalı topyekûn bir mücadele ve müdahale şart!

Suç ve suçlu kişilerin görünürlüğü ve medya araçları üzerinden yapılan paylaşımlar kamu düzeni için açık bir tehdittir. Suçlu hikâyelerinin medyada dolaşıma sokulması çocukların zihninde suçu sıradanlaştırır.

Gazeteci, yazar ve akademisyen Yusuf Kaplan, “Uyarıyorum!..” diyor: “Bu çürüme ve yozlaşma tarih yapmış bir milletin tarihten silinmesinin bir işaretidir. Sonun başlangıcıdır… Acil müdahale devlet, aileler, STK’lar, cemaatler herkes üzerine düşen rolü adam gibi oynamazsa bu pasif nihilizm, uyuşturucu konformizm ve yok edici oportünizm ile toplum olarak hep birlikte yok olacağız…”

S. Ahmet Arvâsî; “Bir milletin dağılmaz bir bütün hâline gelmesini istiyorsak, insanların ortak ihtiyaç ve menfaatler kadar ortak iman, ideal ve değerlerde de birleşmesini temin etmemiz gerekir. Bu konuda devlete, millete, basın ve yayın organlarına, mekteplere ve tek tek her insana düşen sorumluluklar vardır.”(*)

Bu sorumluluk sahaya taşınmadığı zaman ne olur? Gençlerin sorumluluk sahibi bireyler olarak hayata katılmaması “suç ve suçlu hikâyelerini” besler. Toplumda sosyal bağlar zayıflayarak suçlar artacak, akıl hastaları, intihar grafikleri yükselecek, birbirinin ıstırabına çilesine karşı lakayt insan yığınları gelecektir. Evet, tehlike budur…

Başıboşluk ve sorumsuzluk, artıp, aidiyet şansa bırakıldığında toplumlarda polis ve jandarmanın sorumluluğu çoğalır…

.....

(*) S. Ahmet Arvâsî-İnsanın Yalnızlığı, Babıali Kültür Yayıncılığı, Ekim 2001


Hikmet Köksal'ın önceki yazıları...