“İbrahim Anlaşmaları”, Ağustos-Eylül 2020 döneminde ABD ara buluculuğunda İsrail ile Arap dünyası arasında normalleşmeyi hedefleyen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile yapılan anlaşmalarla başlayan, daha sonra Fas ve Sudan gibi ülkelerin katılımıyla genişleyen bölgesel bir mutabakattır.
Asıl maksadı, İsrail'in bölgedeki yayılmacılığını meşrulaştırmak olan ve korumayı hedef alan “İbrahim Anlaşmaları” dayatmasının Trump açısından maliyeti giderek büyüyor.
İsrail, sözde ekonomik iş birliğine dayanan girişimler ile üye ülkeler üzerinden bölgedeki katliam ve işgallerini meşrulaştırmakla yetinmiyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, hedeflerinin "gönüllü göç" adı altında Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden sürgün edilmesi olduğunu açıkça söyledi.
Gazze’nin nefes almak için bel bağladığı, İslâm ülkelerinin cephe açması umudu ise ABD-İsrail arasındaki sürtüşmenin arkasında kaldı. Trump’ın Gazze’de yeniden yapılanmayı koordine etmek amacıyla kurduğu Barış Kurulu’nun hukuki ve siyasi bir belirsizlik içinde sıkışmış ve kasasının boş durumda olduğu belirtiliyor.
Trump bu yükü daha ne kadar taşımak isteyecek?..
Umutları; Suudi Arabistan, BAE, Katar ve diğerlerinin katılımı ile piyasaya sürdükleri İbrahim Anlaşmaları. “Eğer bunu yaparlarsa (yani katılımın artması) tarihî olur. Ve dürüst olmak gerekirse, bunu bize borçlu olduklarını düşünüyorum.”
Fakat asıl mesele açıkça itiraf etmeseler de başka bir yerde duruyor.
ABD Başkanı ve bölgedeki temsilcileri sürekli olarak Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasından söz ediyor. Bugünkü dayatmalara baktığımızda, “İbrahim Anlaşmaları” sürecinin kırılma noktası Ankara’dır.
Ancak, hedefleri İsrail’in bölgedeki işgal ve katliamlarını meşrulaştırmak olan “İbrahim Anlaşmaları” ile Ankara’nın, Netanyahu gibi bir katille yan yana gelmesi söz konusu değildir. Gazze toplantısı için gerçekleştirilen Mısır ziyaretinde Netanyahu’nun geleceği haberinin ardından inişten vazgeçen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kıyım sözleşmesinin parçası olmasını beklemek ham bir hayaldir…
İsrail, “İbrahim Anlaşmaları” ile İslâm ülkelerini(!) katliamlarına paydaş yapma yüzsüzlük ve cesaretini; ABD'nin sağladığı güvenlik garantilerinden, İran'a karşı Körfez ülkeleriyle paylaşılan ortak tehdit algısı ve çoğu ülkenin “dost-düşman” rotasını değiştirmekten alıyor.
“İbrahim Anlaşmaları” ile İsrail’le ortaklık; katliamlarına paydaş olmak, Gazze’de bayram namazını enkazlarda, sokaklarda ve çadır kamplarında kılan Filistinlilerin “gönüllü göç" adı altında Gazze’den sürgün edilmesi planın da parçası olmaktır.
Trump’ı Gazze katliamlarından sorumlu tutan kamuoyu vicdanı İslâm dünyasından beklenen operasyon yeteneğinin önüne geçebilir.
Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 8 ülke İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir'in alıkonulan Küresel Sumud Filosu katılımcılarına yönelik "dehşet verici, aşağılayıcı ve kabul edilemez muameleyi" en güçlü şekilde kınadı.
Bu kınamanın dili ve alanı sınırlı değil. “Bize yaptıkları, Filistinlilerin çektiği acıların yanında hiçbir şey…” diyen Sumud Filosu’nda İsrail tarafından gözaltına alınarak şiddete maruz kalan İrlandalı Margaret Connolly “Dünyayı değiştirmeli, onu güvenli nazik bir yer hâline getirmeliyiz. Kendilerine ait olmayan bir ülkeyi çalmalarına izi vermemeliyiz. Orası sizin değil, aldıklarını geri vermeli…” diyor.
Birleşmiş Milletler, “dünyanın güvenini yitirmiş” İsrail’i çatışma bölgelerinde cinsel şiddet uygulayan taraflar “Kara listesine” ekledi. İsrail bu damgalanmaya karşılık, melanetlerini saklamak için BM ofisiyle ilişkilerini dondurdu.
İsrail ve destekçileri, “günahlarının bir gün kendilerini yakalayacağını…” biliyorlar...

