Mekânlar ve karakterler farklı, hikâyeleri aynı!..
Lübnan'daki çatışmalar nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde Netanyahu'yu “deli” olarak nitelendiren ABD Başkanı Donald Trump’ın "Ne yaptığını sanıyorsun?.. Ben olmasaydım hapiste olurdun, arkanı kolluyorum. Herkes senden nefret ediyor. Bu yüzden herkes İsrail’den nefret ediyor” dediği iddia edilmişti.
Trump'a, İsrail lideri Netanyahu'yu "lanet olası deli!.." olarak nitelendirip nitelendirmediği ve onu nankörlükle suçlayıp suçlamadığı sorulduğunda ise “Netanyahu ile çok iyi anlaştıklarını(!)” söyledi.
Aynı günlerde Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauder, Yahudi Devleti'nin sözünü dinlemeyen herkese karşı topyekûn savaş açıyordu. İsrail istihbarat teşkilatlarının küresel ortamındaki İsrail düşmanlarına karşı konuşlandırılmasını isteyen Lauder, hedefi “İsrail'i eleştirenleri takip, gerçeği söyleyen herkesi susturma” olarak ilan etti.
Sadakatini(!) gösteren İngiltere, tüm zamanların en yüksel katılımlı konserini İstanbul Atatürk Olimpiyat stadında gerçekleştiren ABD’li rap sanatçısı Kanye West’e (YE) Yahudi karşıtı çıkışlarından dolayı ülkeye giriş izni vermemiş. Müteakiben Fransa ve Polonya da sanatçının konserlerini iptal etmiş.
Yahudi lobisinin baskılarına boyun eğen Kanye West, Wall Street Journal’de tam sayfa özür yayınlayarak davranışlarının psikiyatrik rahatsızlık ile ilgili olduğunu açıklamış.
Yahudi lobisi tehditle itibar ararken, ABD’de nefret suçuyla mücadele eden uluslararası sivil toplum kuruluşu Anti-Defamation Leauge (ADL) tarafından yapılan açıklamada, ABD’de giderek yaygınlaşırken Yahudi karşıtlığında dünya genelinde %34'lük bir artış olduğunu ortaya koyuyordu.
İsrail ordusu, 39 ülkeden 426 aktivistin yer aldığı filoya, 18 Mayıs'ta Gazze'ye doğru “uluslararası sularda” seyir hâlindeyken düzenlediği saldırıda çok sayıda aktivisti hukuka aykırı şekilde alıkoydu.
Sumud Filosundaki aktivistlerin uluslararası sularda kaçırıldığına dikkat çeken Fransız aktivistlerinden Meriem Hadjal paylaşımında; “Siyah oda, olarak adlandırdıkları bir konteynere alınan arkadaşlarımızın çığlıklarını duyuyordum. Pistte Türk uçaklarını gördüğümde o an işte bitti, kurtulduk…” dediğini anlatıyor.
Türkiye mazlumlar için ne kadar umutsa korkuları depreşen zalimler için de o kadar tehdit. İsrail basınına verdiği röportajda Türkiye'yi "zor bir aktör" olarak tanımlayan eski Mossad ajanı Jonathan Pollard “Türk askeri doktrinini takip ediyorum ve Orta Doğu’daki en güçlü ordu. Fırtına geliyor ve onlar NATO üyesi. Neden buna takıntılıyım?.. Çünkü bir sonraki savaşa hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu savaş muhtemelen Türkiye ve Mısır’a karşı olacak” dedi.
Bu gelişmeler yaşanırken, küresel barışı ve dengeyi korumakla sorumlu Birleşmiş Milletler (BM) gibi kurumların sorumluluğunu kaybetmesi, İsrail kuşatmasına karşı “acizlik ve suç ortaklığıdır.” Almanya'nın, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 2027-2028 dönemi geçici üyeliğine seçilememesi, “tanıklık” ile “müdahale” arasında sıkışan dünyanın “yeter artık!..” demesidir…
İsrail saldırganlığı, ABD’yi vurmaya başladı. Yorgun ve yıpranmış Trump ve avanesi İsrail’in tecavüzlerine başkaldıran, öfkesi kabaran dünya karşısında panikatak ve sürekli davranış bozukluğu gösteriyor. İsrail için asıl tehdit, ABD’nin operasyon yeteneğini kaybetmesidir.
ABD Başkanı Trump'ın, telefonda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya sert tepki göstererek, "Seni ben kurtarıyorum. Şu an herkes senden nefret ediyor, herkes bundan dolayı İsrail'den nefret ediyor…" şeklindeki sert tavrının arkasında Amerika’nın sarsılan ekonomisi ve hırpalanan hegemonik temeller var…
Trump’ı zıvanadan çıkaran çok pahalı donanımlarını kaybetmesi değil, dünya gözünde geri dönüşü mümkün olmayan bir güven ve itibar kaybına uğramasıdır. Geri dönüşü mümkün olmayan bir yol ayrımındaki Trump, “kendi garantörünün” arayışı içinde!..

