Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Aşk-ı Memnu
0:00 0:00
1x
a- | +A
Aşk-ı Memnu
Başlık ResmiAşk-ı Memnu

Geçenlerde bizim eniştenin Varşova Havalimanı’ndaki hatırasını kaleme alınca, gazetemizin dış haberler muhabiri Tahsin de bir olay anlattı.

***

“Dubai’deki işim bitmişti.
Sabah kahvaltıdan sonra otel odasındaki eşyalarımı toplamış, valizimi hazırlamış, saatin geçmesini bekliyordum.
Öğleden sonra saat üç sularında THY uçağına binecektim.
Elbiselerimle yatağa sırtüstü uzandım, miskin miskin uzaktan kumanda cihazıyla televizyon kanallarını tarıyordum.
Bir anda bir kanalda Kıvanç Tatlıtuğ ile Beren Saat’i görünce şaşkınlıkla belime kadar doğruldum. Gözlerimi kısarak ekrana baktım, emin olmak için.
Aşk-ı Memnu dizisinin en ahlaksız sahnelerinden biri ekrandaydı ve oyuncular Arapça konuşuyordu.
Behlül yengesine “Ana uhibbuki” diyor, o da “Ana a'şaquka” diye cevap veriyor!
Televizyonu sinirle kapattım.
Biraz dışarılarda dolaşır, biraz da havalimanında vakit geçiririm diye düşündüm.

***

Havaalanı yolunda taksi şoförü:
- Nerelisiniz, diye sordu.
- Tahmin et, dedim.
- Suriye?
- Hayır.
- İran?
- Hayır, Türk’üm ben. İsmim Tahsin.
- Ooo, diye küçük bir şaşkınlık çığlığı attı.
- Ne oldu, beğenmedin mi, dedim.
Sağ elini direksiyondan “dur” işareti yapar gibi kaldırdı:
- Bir saniye, dedi.
Havalimanı güvenlik kapısından içeri girmiştik. “Giden yolcu” girişinin önündeki park alanında durdu. Süratle aşağı indi.
O arada ben de taksimetreye bakıp, parayı hazırlıyordum. Kapımı açtı, aşağı indim.
- Zamanınız var mı, dedi.
- Çook, dedim.
Belli belirsiz kolumdan tuttu, esmer işaret parmağıyla bir yeri gösterdi:
- Şurada bir kahve içmeyi teklif ediyorum.
- Hayhay, memnuniyetle, dedim. Ama önce şu taksi ücretini halledelim.
Dolarları uzattım.
- Orada hallederiz, dedi.

***

- Yaa, işte böyle, dedi kalkmaya hazırlanırken. Biz burada beş Pakistanlı taksiciyiz. Cuma akşamları toplanır, diziyi izleriz. ‘Payitaht Abdülhamid’ dizisi bizi Osmanlı âşığı yaptı. Hele Tahsin Paşa... Adaşınız tam bir sadakat ve ihlas timsali, dedi.
- Memnun oldum, dedim, parayı uzattım.
İki elini açarak bel hizasına kaldırdı:
- Asla! Osmanlı torunundan para alamam. Taksinin ücretini atalarınız ödedi, dedi cömertçe gülerek.
- Bu parayı almazsan buradan kıpırdamam ve Osmanlı torunu uçağı kaçırır.
Başını sağ omzuna doğru eğerek mahcubiyetle tebessüm etti:
- Siz Türkler hiç değişmeyeceksiniz. Hem cömert hem son sözü söyleyen bir millet...”

Sadık Söztutan'ın önceki yazıları...