Kanada Başbakanı Mark Carney, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantısında yaptığı konuşmada küresel sistemdeki kırılmalara dikkat çekerek ülkeleri uyarıyor: “Kendi kendine yetmeyen ülkelerin seçenekleri çok az. Bu durumda kurallar sizi koruyamadığında kendinizi savunmanız gerekir. Ortak güçler birlikte hareket etmelidir…”
Kanada Başbakanı’nı bu konuşmaya iten sebep zemini sömürülmeye müsait ülkelerin terör örgütlerine karşı koyma yeteneğinin güçlenmesidir. Batı dünyası terör örgütlerini musallat ettikleri hedef ülkeler baskı altında kaldıklarında sözde müttefikliği ayakta tutmak için örgütlerin ismini değiştirmekle yetiniyor.
303 milyar varil ile dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’yı çökerten ABD’nin operasyon yeteneği değil, ülke yönetiminde üçüncü dönem yer alan Maduro’nun ülkesinin yetersiz kalan savunma yeteneği ve dışarıdaki tehdidi okuyamamasıdır.
ABD Özel Kuvvetler Komutanı Raymond Thomas, Türkiye'nin, ABD’yi terör örgütü PKK ile ilişkili görmesi sebebiyle “Benim terörist bir düşmanımla muhatap oluyorsunuz, bunu müttefik olarak nasıl yapabilirsiniz?' itirazı üzerine biz de onlara (kendimizi aklamak için örgütlere) isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Bir gün sonra adlarının 'Suriye Demokratik Güçleri' olduğunu ilan ettiler” demekle yetinmişlerdi…
Suriye’de bugün gelinen tablo terörü destekleyenlerin pişmanlığı değil terörden baskı yiyen ülkelerin başkaldırmasıdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın10 yıl önceki "Tüm dünyaya sesleniyorum: Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin güneyinde devlet kurulmasına müsaade etmeyeceğiz…" sözleri ile yaptığı paylaşımın sahadaki karşılığıdır.
Bugün, değişen güç dengeleri onlara bu imkânı veriyor. Savunma yeteneklerini güçlendirenler terör örgütlerinin isimlerini değil kendilerini sahanın dışına atıyor. Sömürgeciler değişen şartlar karşısında aracı terör örgütlerinden vazgeçerek devre dışı bırakıyor.
“SDG falan kim bilmiyorum. Kürtler başının çaresine bakmalı. Artık o bölgeye para verecek kadar enayi değilim…” diyen ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ’a karşı birlikte savaştığı SDG’yi terk etti. Gelişmeler karşısında Ahmet Şara hükûmeti ile birlikte çalışacak Mesud Barzani “PKK’nın Suriye’deki Kürtleri kendi geleceklerine karar vermeleri için rahat bırakma vakti gelmiştir. PKK artık onların işlerine karışmamalı ve Suriye’den çıkmalıdır” dedi.
Bölgesel ve uluslararası aktörler Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana tavır korken “Davud Koridoru” hayali çöpe giden İsrail’in Suriye’deki tutumu için çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Kendisini, “Suriye’deki Dürzilerin koruyucusu” gibi göstermeye çalışan İsrail de muhatapsız kalmayacak. Başkan Donald Trump ile görüştüğü Washington ziyaretinde Şara, “Ancak nihai bir anlaşmaya varmak için İsrail’in 8 Aralık’ta işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerekiyor” demişti.
Tel Aviv Üniversitesi’nden Dr. Cohen Yanorjak, yaptığı açıklamada "Zaten yeterince düşmanımız var. Türkiye’yle askerî çatışmadan kaçınılmalı, ABD’nin buna izin vermeyeceğini umuyorum" açıklamasıyla İsrail'in Türkiye'yi doğrudan düşman ilan etmemesi gerektiğini belirterek ikaz ediyor.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, "Suriye artık terörle mücadelede ABD ile iş birliği yapacağını gösteren, tanınmış bir merkezî hükûmete sahiptir" açıklamasından sonra beklenen gelişme güçlü bir ihtimalle ortada kalan SDG’nin kendisini tasfiyesidir…
Coğrafya ölçekli bu dönüşüm, vekâlet savaşlarının sona erdiği mağdurlar ve işgalciler için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
Bir ABD projesi olan SDG, ABD’den de Avrupa’dan da beklediği desteği gördü ancak muhatap olduğu teslimiyetçi yapı yerini mücadele eden aktörlere bıraktı. The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, YPG/SDG'nin tamamen mağlup olmasıyla ABD ordusunun Suriye'de kalması için bir sebep kalmıyor…
ABD’nin desteğini çekmesiyle birlikte bölgedeki terör parantezi kapanmış oldu mu?.. İçeride hain olursa dışarıdan üfüren çok olur! Dün SDG yarın bir başkası. İştahı kabaran her emperyalist, parça koparmak için içeride davetçi bir güruh bulmamalı...

