Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İkinci bir Kobani yaşanmadan…
0:00 0:00
1x
a- | +A

Herkesin kabul ettiği üzere, SDG terör örgütü Suriye’de miadını doldurdu… Şimdi PKK/YPG terör örgütü bitmeye yüz tutarken son bir çırpınışla vuruşarak çekilmek istiyor. Bunun için hazırlandığı da sır değil!..

Suriye’nin Kuzey Doğu bölge haritası herkes tarafından ezberlendi… PKK/YPG terör örgütü burada Kobani (Ayn el-Arab) ve Haseke-Kamışlı kesimlerine sıkışmış vaziyette. 6 Ekim 2014 tarihinde DEAŞ militanları Kobani’ye yoğun şekilde saldırıya geçtiğinde, KOBANİ DÜŞÜYOR diye müthiş bir propaganda başlatılmıştı. Ve maalesef o propaganda makinesi çok etkili olmuştu… O günün şartlarında, Kobani'yi sözde savunan yaralı bin küsur PKK’lı militan; insani yaklaşımla Türkiye’de tedavi edildiği hâlde, ülkemizin aleyhindeki karalama kampanyası hız kesmemişti. Keza Peşmerge birliklerinin Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye geçmesine müsaade edildiği hâlde, aleyhteki propagandada hiçbir değişiklik olmamıştı… Tam aksine Türkiye sınırları içinde fitne fesat ateşi fena hâlde alevlenmiş, çıkan olaylarda onlarca vatandaş hayatını kaybetmişti. Şer odakları, bugün de aynı tuzağı kurmakla meşgul… Çok dikkatli olmak zorundayız. Suriye’nin Kuzeyinde elan cereyan eden gelişmelerin dünyaya yanlış şekilde aksettirilmesine fırsat verilmemeli. 2014 Kobani olaylarında maalesef bu fitnenin önüne geçilememişti. Ayı şeyin tekrar edilmesine katiyen zemin bırakılmamalıdır. Güvenlik kaynaklarının sahadaki gözlem ve pratiklerle teyit ettiği öngörüler şu ana kadar işlerin tahmin edildiği çizgide ilerlediğini ortaya koyuyor. Bu gidişatın muhafaza altına alınması önemli… Zira kara propaganda makinesi gerçekleri ters yüz etme konusunda ısrarlı. Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallelerinde başlayan son olaylar zinciri, aslında terör örgütünün çirkin yüzünü bir kere daha çarpıcı şekilde günışığına çıkardı. Ama göz göre göre gerçekleri inkâr etmekte ısrar eden ve Türkiye’deki fondaş medya kliğinin de içinde yer aldığı, bazı yazar-çizer takımının da katıldığı bir güruh, her türlü yolu deneyerek, Türkiye’yi itham altına sokmak istiyor. Bunlara en etkili cevap, el-Ahtan Cezaevinden verildi şüphesiz… Suriye ordusunun SDG’den aldığı bahse konu hapishanedeki zulüm ve insanlık dışı uygulamalar... Çıplak ayaklarla buradan tahliye edilen ve en küçüğünün yaşı 12 olan çocukların tabi tutulduğu insanlık dışı muamele terör örgütünün asıl yüzünü ve 13 yıl boyunca bölge halkına çektirdiklerini en keskin biçimde yansıtıyordu… Gelgelelim şer cephesi ve onlara asker yazılan kalemşorlarla sözde düşünce adamı, sanatçı vs. mahluklar aynı teraneye devam ediyor...
Bütün bunlar olurken, dünya topyekûn olarak çok hassas bir dönemden geçiyor… Bunun sonucu olarak, Orta Doğu’da da askerî-siyasi ve ekonomik dengeler çok sert ve köklü biçimde değişiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’dan çekilmekte olduğu, başta ABD olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinin medya mecralarında mütemadiyen yayınlanıyor. Amerika bundan böyle Bölgedeki askerî operasyonlarını Ürdün üzerinden yapmak üzere hazırlıklarını sürdürüyor. Bu meyanda Suriye’deki sekiz koordinasyon merkezini teke indirmeyi planlıyor. Orada kalan yaklaşık bin askerini de nakledecek. Amerika SDG ile yollarını ayırdığını üç ayrı kişinin ağzından teferruatlı şekilde duyurdu.

Bunlardan birisi, ABD’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Tammy Bruce. Güvenlik Konseyinde yaptığı sunumda, ABD’nin geçmişte DEAŞ’la mücadele konusunda iş birliği yaptığı SDG ile yollarını ayırdığını açıkça belirtti. Çünkü artık yeni Suriye Hükûmeti, DEAŞ’la mücadelede uluslararası koalisyonun bir üyesi oldu ve bu mücadele için muktedirdir. Dolayısıyla ABD-SDG iş birliğinin gerekçesi ortadan kalkmış oldu… Bu beyan ABD’nin resmî devlet politikası olarak kayıtlara geçti ki, çok önemli bir gelişmedir! Nedense bu gelişme pek fazla fark edilmedi. PKK/SDG hâlâ Amerikan cenahından olumlu bir yaklaşım bekliyor!..

İkinci kişi, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel temsilcisi Tom Barrack oldu. O da benzer cümlelerle, ülkesinin niçin SDG ile yollarını ayırdığını mükerrer biçimde anlattı.

Üçüncü kişi de yine ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve seki Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey. Şu sıralarda PKK’nın elebaşlarının ABD’ye yönelik sözlerine cevap verdi ve hiçbir zaman ilanihaye SDG’nin arkasında duracaklarına dair bir söz vermediklerini belirtti. Dolayısıyla SDG ve uzantıları için herhangi bir şekilde gelecek vadetmediklerini ve böyle bir politikalarının da olmadığını, altını çizerek dile getirdi. Bu durumda hâlen Kandil’e sıkışmış bulunan PKK/SDG/YPG örgütünün elebaşlarının yüzlerine kapanan kapı önünde, hâlâ yalvar yakar medet ummasının ne ifade ettiği ortada.
Sayıları iki düzine civarındaki terör örgütü elebaşları, önlerine çıkan fırsatı tepmenin cezasını fena hâlde çekecektir. Ama kaybetmiş olmanın öfkesiyle başkalarının canını tehlikeye atmaktan çekinmeyen bu terör baronlarının son bir çırpınışla dikkatleri çekmek peşinde olduğu aşikâr… Doğrusu hiçbir şekilde bunlara fırsat ve zemin bırakılmamalı. Bu konuda ABD’nin yerini doldurma peşindeki Fransa gibi ülkeler, çok ciddi hata içinde ve bunun bedelini de mutlaka ödemek durumunda kalırlar. Bunun işareti de son günlerde Avrupa ülkelerinin çeşitli şehirlerinde şiddet kullanılarak yapılan protesto eylemleridir. Besbelli AB ülkeleri geçmişte yaşanan olaylardan gerekli dersi hâlâ çıkarmamış durumda. Kendisini Napolyon filan zanneden Emanuel Macron, iktidar döneminde en çok kaybeden başkan olarak tarihe geçti bile. Fransa son kırk yılda, terör örgütüne verdiği destekle acaba ne kazandı? Bunun muhasebesini bile yapmaktan aciz!..

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR