Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İran’da yeni dinî lider ve savaşın seyri…
0:00 0:00
1x
a- | +A

Ali Hamaney öldürülmeseydi, yerine oğlu Mücteba dinî lider olarak seçilir miydi? Daha önce Hamaney’in selefi Humeyni’nin oğlu için de benzer tartışma olmuştu. Ancak dinî liderliğin krallığa çevrilmesi istenmiyordu!..

İran bir taraftan ABD ve İsrail’in korkunç saldırılarına karşı direnmeye çalışırken, diğer yandan ülke içinde düzen ve istikrarı koruma çabasında. Savaşın daha birinci gününde dinî lider Ali Hamaney ve ülkedeki askerî kuvvetlerin üst seviye komutanları toptan öldürülünce, İran hâliyle büyük bir şok yaşadı. Lakin bu şoka rağmen, Amerika ve İsrail’in beklediği yönde bir iç karışıklık ve rejim değişikliği neticesi çıkmadı. Tam aksine İran beklenenin üzerinde bir direnç göstermeye devam ediyor. Her ne bu direncin devam durumu tam olarak kestirilemiyorsa da İran’ın çabuk pes etmeyeceği anlaşılıyor. On günlük vahşi saldırıların İran’a maliyeti korkunç. Ülkenin dört bir tarafı harabeye çevrildi. İran Kızılayı’nın yaptığı açıklamaya göre, savaşın başından beri dokuz bin altı yüz altmış dokuz sivil hedef vurulmuş! Can kayıpları da ona göre… Fakat her şeye rağmen, İran da ABD ve İsrail’e epeyce maliyet çıkarıyor. Şu ana kadar saldırgan tarafın askerî harcamalarının totalde en az on milyar doları bulduğu belirtiliyor… Dolayısıyla iki haydut gücün bu yüksek maliyeti ne kadar taşıyabileceği de sorgulanıyor. Analizlerde ağır basan görüşe göre, Donald Trump her an kendi kendine zafer ilan edip geri çekilebilir… Çelişkilere girip çıkma konusunda zaten Trump’ın bir sıkıntısı yok. Bugün ak dediğine bir gün sonra rahatlıkla kara diyebiliyor! En son İran’daki Kürt gruplarla ilgili provokatif açıklamalarında bir kere daha içine düştüğü tezat net olarak görüldü. Önce “Kürtler İran’a saldırırsa bu harika olur…” diye üfürerek, bu konuda sondajlarda bulundu. Fakat Barzani ve Talabani cenahından beklediği cevap gelmeyip tam tersine, Amerikan menfaatlerine bir defa daha alet olmaya niyetli görünmedikleri ortaya çıkınca Trump da anında çark etti… Bu defa Kürtlerin İran’a girmesini istemiyorum dedi. Hâlbuki, İran’da topu topu iki bin kişiyi bile bulmayan silahlı militanın elebaşı bir kişiyi (Mustafa Hicri) bile telefonla arayarak, rejime karşı isyana çağırmıştı! Trump’a göre, aslında Kürtler girmeye istekli imiş de kendisi buna karşıymış… Kısacası Trump söylediklerinin doğru olup olmadığı hususunda öyle pek de bir ciddiyet içinde değil. 28 Şubat’ta İran’ın Minab kentinde ABD kuvvetleri tarafından bombalanan kız ilköğretim okulunda en az 175 kişi öldü. Trump gelen sert tepkiler karşısında hiç düşünmeden şu yalanı söyleyebildi: “Bunu İran yapmıştır!..”

Gelgelelim bizzat Amerikan medyası, belgeleriyle bu saldırıların ABD tarafından yapıldığını ortaya koydu. Anlayacağınız, Trump’ın “Benim kendi ilkelerim var” dediği yerde, hiç de ciddiye alınabilecek ilke-prensip yahut kural filan bulunmuyor. Yani Trump’tan her an her şey beklenebilir.

Gelinen noktada, ABD ve İsrail’in İran’da bir rejim değişikliği yaptırma maksadına ulaşılmasının o kadar kolay olmadığı anlaşıldı. İran yapılan baskı ve tazyikler karşısında boyun eğmeyip tersi yönde bir irade ortaya koydu ve Ali Hamaney’in oğlu Mücteba'yı, dinî lider olarak seçtiğini ilan etti. Normal şartlarda böyle bir seçimin tahakkuku, zor ve belki de imkânsızdı. Zira daha Humeyni'nin kendisi hayatta iken, onun yerine kimin gelebileceği tartışmalarında, oğlunun seçilmesi ihtimaline hiç de sıcak bakılmamıştı. Bunun da temel sebebi, dinî liderliğin bir nevi krallık gibi babadan oğula tevarüs etmesinin uygun olmadığı idi. Bugüne kadar herhangi bir resmî devlet görevinde bulunmamış, dinî liderlik için gereken ilmî kapasiteye de (Ondan çok daha kıdemli başka mollalar varken…) sahip bulunmayan Mücteba’nın seçilmesi tamamen millî tepki ve direnişle ilgili. Aksi hâlde bariz vasfı sadece Ali Hamaney’in oğlu olması ve 17 yaşında iken Irak-İran savaşında cepheye gitmiş olması, Devrim Muhafızlarının kendisine sempati duyması o makama gelmesi için yeterli olmazdı… İran’da bir rejim değişikliği peşinde olan ABD ve İsrail, vaki yönetim değişikliğini yeterli bulur mu? Esasen İran’ın petrolünün peşinde olan ABD için rejim-mejim hikâye. Bunu Trump’ın en sadık destekçisi olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham açık açık itiraf ediyor… Bu durumda Trump yeni bir (U dönüşüyle) Mücteba Hamaney’e anlaşma teklifinde bulunabilir. Bu hiç de şaşırtıcı olmaz. İran’ın direnişi uzadıkça Trump’ın esnemesi daha kolay olabilecek gibi görünüyor. Bütün mesele İran’ın “Mozaik savunma stratejsinin” iş görüp görmemesi… Çünkü bu sistemde merkezî komuta yerine, İran coğrafyasındaki muhtelif bölgelere konuşlu lokal birliklerin, harekât tarzı ve başarı durumu belirleyici olacak. Disiplin ve etkili harekât kabiliyeti ne kadar tahakkuk edebilecek? Bu minvalde komşu ülkelere gönderilen füzelerin doğuracağı sonuçları da dikkate almak lazım. Mesela Türkiye topraklarına doğru yol alırken havada imha edilen iki balistik füzenin ateşlenmesi hangi iradenin eseridir ve hedefi nedir? Yeteri kadar başı belada olan İran bununla yetinmeyip yeni düşmanlar bulma peşinde mi? İzahı zor bir durum… ABD "Hamaney’in yerine gelen kişiler de hedefimiz!" diye tehdit etmişti. Putin ise galiba Mücteba’yı ilk tebrik eden lider oldu. Bakalım Trump’ın tehdit dili sürecek mi? Yoksa yukarıda işaret ettiğimiz üzere uzlaşma yoluna mı gidilecek? İran’ın direniş kapasitesi bunu neticeye götürecek…

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...