Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Direnen İran
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran sosyolojisine dair yerleşmiş birçok algının yıkıldığına şahitlik ediyoruz. ABD-İsrail ortak işgal girişimi üzerine daha çok yazılıp çizileceği açık. Aynı zamanda İran hakkında okunması gereken kitapların ve çıkarılması gereken önemli derslerin bulunduğunu da görüyoruz.

İran üzerine birçok yorumcunun yüzeysel bilgilerle ve ezberlerle konuştuğu zaten bilinen bir durumdu. Şimdi İran’da yaşananlar ise bize, bu ülkeye çok daha farklı ve derin bir analitik bakışla yaklaşmamız gerektiğini gösteriyor.

ABD-İsrail işgali üzerine bize dayatılan tez şuydu:
“Halk ayaklanır ve rejimi devirir.”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın tespitlerinin ne kadar isabetli olduğunu, işgal girişimi başlamadan önce yaptığı açıklamadan anlıyoruz. “Havadan saldırıyla İran’da rejim yıkılır mı?” sorusuna verdiği cevap son derece keskin ve netti: “Hayır, yıkılmaz.”

Bu net cevap; yılların birikimini, saha tecrübesini ve İran’ın karakteristik yapısına duyulan derin aşinalığın verdiği güveni yansıtıyordu.

“İran başka yere benzemez” tanımı üzerine yeniden düşünmek gerekiyor. Hem 12 günlük savaş hem de şimdi başlatılan savaş bize, özellikle İran sosyolojisi üzerine yorum yaparken çok daha dikkatli olmamız gerektiğini öğretiyor.

Katil Netanyahu’nun öngördüğü, kurguladığı tablonun ortaya çıkmaması, ABD ve İsrail açısından yeni bir açmazın oluştuğunu da gösteriyor. Evet, İran yara alıyor. Evet, çökertilmesi için her şey yapılıyor. Lakin sadece medyayı taradığımızda ve sosyal medyada yayımlanan tepkilere baktığımızda İran halkı için tek bir ifade kullanılabilir:
“Cesur ve direnen halk.”

Kendi içindeki sorunları saklamadan konuşan, bunu sokağa da yansıtan bir toplumdan söz ediyoruz. Özellikle kadınların başörtüsü üzerinden özgürlük taleplerinin olduğunu biliyoruz. İran yönetimi içinde katı ve ılımlı kanatlar arasındaki mücadele de bilinen bir gerçek. Fakat bugün meydanda çoğunluğun tek yumruk hâlinde birleştiğini görüyoruz.

Evet, rejimin hatalarını söyleyen, hatta yaptıklarına karşı çıkanlar az değil. Muhalif sesler de az değil. Lakin Netanyahu’nun “çıkın ve rejimi devirin” çağrılarına karşılık veren bir halk manzarası ortada yok.

Evet, İran dışındaki bazı muhaliflerin, Pehlevi taraftarlarının İsrail ve ABD’nin işgalini alkışlayan gösterilerine şahit olduk ve oluyoruz. Ancak bu kesim İran toplumunun ne kadarını temsil ediyor? İran içinde bombalar altında kahir ekseriyetin sergilediği birlik görüntüsü ile kıyaslandığında, İran dışında sevinç gösterileri yapanların sayısı gerçekten daha mı fazla?

İran ne kadar dayanabilecek ya da ABD bu maliyeti yüksek saldırıları ne kadar sürdürebilecek?

Burada sadece İran’ın değil, ABD’nin ve Başkanı Donald Trump’ın da yıprandığına şahitlik edeceğiz!.. Bu yorgunluğun en önemli göstergelerinden biri şu: Trump bir yandan Kürt gruplar üzerinden İran içinde çatışma ortamı oluşturma çağrıları yapıyor, ardından geri adım atıyor. İsrail ile birlikte hareket ediyor; çünkü yönetime gelirken kimlerden destek aldıysa şimdi o desteğin bedelini ödüyor.

Beden dilindeki ve konuşma tarzındaki değişim de bunu gösteriyor. Trump bunu böyle mi hesapladı, bilmiyoruz. Ancak ABD’deki savaş karşıtı siyasi aktörler, Trump’ın aslında ortada net bir planının olmadığını öne sürüyor.

Buna karşılık katil Netanyahu’nun planlarının daha açık olduğu görülüyor. İran’ı işgal etmek, zihinleri işgal etmek, zenginlikleri işgal etmek ve toprakları işgal etmek…

Öte yandan İran içindeki liderliğin nasıl bir yol haritası izleyeceği sorusuna da parça parça cevaplar geliyor.

Vladimir Putin yönetimindeki Rusya açık desteğe geçti. Anlaşılan bazı arka plan destekleri de Rusya tarafından verilmiş. “Rusya sattı, İran’ı ortada bıraktı” söylemlerinin aksine, Moskova’nın bu savaşı uzun zamandır öngördüğüne ve buna göre hazırlık yaptığına dair ciddi emareler görülüyor.

Sergey Lavrov’un Arap ülkeleri liderlerine onların “İran’ı kınayalım” metnine “hayır” demesi ve şu soruyu yöneltmesi dikkati çekiciydi:
“İran’da çocuklar öldürüldüğünde siz ABD ve İsrail’i kınadınız mı?”
Bu soru aslında derin bir suskunluğun olacağını önceden işaret ediyordu.

Putin yeni dinî lideri de tebrik etti. ABD ve İsrail’in tüm caydırıcı hamlelerine rağmen istemedikleri bir isim yeni dinî lider oldu: Ali Hamaney’in oğlu Mücteba…

Rusya kamuoyu İran’ı destekliyor. Rusya yönetimi ilk günlerde daha sınırlı bir tepki verip kınama ile yetinse de şimdi daha aktif siyasi mesajlar veriyor.

Savaşın ilk günü Dmitry Medvedev’in söylediği şu cümle oldukça manidardı:
“ABD’nin 249 yıllık, İran’ın ise 2500 yıllık geçmişi var. Kimin ayakta kalacağını 100 yıl sonra göreceğiz.”

Saldırılara rağmen insanların ülkeyi terk etmemesi ve İran sokaklarında görülen tablo, bu sözün anlatmak istediğini aslında çok açık biçimde ortaya koyuyor.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…