Tarihî sorumluluk… Cumhurbaşkanı Erdoğan Şarku’l Avsat gazetesine verdiği özel mülakatta, Mekke Anlaşması'nın temel amacının caydırıcılık boyutunu güçlendirmek olduğunu belirtti.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'nın akisleri devam ediyor… Bilhassa İsrail ve Yunanistan’ın ve şaşırtıcı bir şekilde İran’ın rahatsızlığını fazlasıyla açık ettiği bu anlaşmanın geleceğine dair değerlendirmeler birbirinden hayli farklı. Bunların başında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesine verdiği mülakata işaret etmek gerekiyor… Bahse konu anlaşmanın mahiyeti hakkında Cumhurbaşkanı dikkat çekici bilgiler veriyor… Şunu da hemen belirtelim; Bugüne kadarki muhtelif gayretlere rağmen İslâm ülkeleri ve daha dar ölçekte Arap ülkeleri arasında kurulan siyasi ve ekonomik yapılar beklenen sonuçları veremedi… 1945 yılında kurulan Arap Birliği Teşkilatı, 1970’lerde temeli atılan İslâm İşbirliği Teşkilatı, 1997’de kurulan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Körfez Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı vs. Geçen zaman zarfında hiçbiri beklentileri karşılar seviyede bir etkinlik ortaya koyamadı ne yazık ki! Hâl böyle olunca bölgesel ölçekte İslâm coğrafyasındaki meselelerin çözümünde ya da çözümsüzlüğünde hep başka aktörler devreye girdi. Ve netice de ona göre tezahür etti...
Mekke Anlaşması acaba yeni bir açılım sağlayabilir mi? Esas olan yeni ve güçlü bir iradeyi ortaya koymak. Şayet bu başarılırsa, dengeler de değişmeye başlar. İslâm ülkelerinin kendi içindeki problemleri, bağımsız politikalar üretebilme kabiliyetini de ortadan kaldırıyor. Mısır’da Muhammed Mursî ve Yönetiminin başına gelenler yeterince ibret verici. Buradan bakınca, başlangıçta Mısır’ın da dörtlü formatta inisiyatifin içinde olma isteğinin niçin ertelenmek zorunda kaldığını anlayabiliyoruz… İsrail ile olan açmazlarını hatırda tutup, ABD’nin verdiği yıllık üç milyar dolar mertebesindeki askerî yardımın neleri etkilediğini düşünmek gerekiyor… Evet, Mısır’ın işi kolay değil! Sudan gibi devasa bir ülkenin on yıllardır nelerle boğuştuğunu ve ne kadar tahribata uğradığını görüyoruz. Ölçek olarak ondan küçük olan Libya’da bunca zamandır devam eden buhranın nasıl bir sonuca varacağını kestirmek kolay değil… Velhasıl bu meyanda daha pek çok örnek verilebilir. Ama asıl mesele bu gidişatı değiştirmeye dönük adımların atılabilmesi ve doğru politikaların hayata geçirilebilmesi…
İşte bu noktada Mekke Savunma Anlaşması'na imza atan üç ülkenin sorumluluğu gerçekten büyük. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu “Tarihi sorumluluk aldık…” diye ifade ediyor. Adı geçen gazeteye verdiği mülakatta önemli hususlara dikkat çekiyor ve yeni dönem için hedefleri özetliyor… Bölgesel meselelerin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin felaketlere yol açtığını belirten Erdoğan, Türkiye'nin problemlerin çözümünde her zaman diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduğunun altını çiziyor. Mekke Anlaşması'nın hiçbir ülkeyi hedef alan dışlayıcı bir bloklaşma olmadığını, bilakis kolektif caydırıcılığı temel aldığını belirten Erdoğan, nihai hedeflerinin bütün bölge ülkelerini bu istikrar çatısı altında buluşturmak olduğunu dile getiriyor… Bu vizyon çok önemli ve kıymetli. Tarihî süreçte yaşanan hayal kırıklıklarını bir kenara koyarak yeni ve kuşatıcı hedeflerle yola devam etmek, olması gerekendir...
Mekke Anlaşması konusunda fikrin nasıl doğduğuna dair soruya Erdoğan’ın cevabı yeterince izah edici:
"Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz… Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık...”
Cumhurbaşkanı her adımda samimi niyet ve tutuma işaret ediyor:
“Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz.”
Anlaşmanın, ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı yönündeki bir diğer soruyu Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde cevaplandırıyor:
"ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz… Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir.”

