Kaydet
a- | +A

29 Ekim 2000 Pazar günü, Cumhuriyetimizin yetmiş yedinci yıldönümünü milletçe kutladık. Yurdun her tarafında törenler düzenlendi, resmi geçitler yapılıp; şiirler okundu. Cumhuriyet böyle mi kutlanmalıydı. Evet bu saydıklarım mutlaka yapılmalı, ancak her kutlandığı yılın hatırasına kalıcı bir etkinlik de düzenlenmeli idi. Bizden sonra gelecek kuşaklara, böyle anmaların sadece sözlerle değil, icraatla da yapılması lüzumunu yadigar bırakmalı idik. Olmadı. Ama olacak. İlgililerden böyle kutlamaları istemek hakkımızdır ve 75 milyonluk Türkiye için hiç de lüks değildir. Peki bunlar neler olabilirdi? Şöylece hayallerimi sıralamak istiyorum: 1-Cumhuriyetimizin bir yıl dönümünde, isteyen herkes üniversiteye girebilmeli. Üniversitesiz il kalmamalı. 2-Türkiye''de elektrik üretimi kendi kendimize yeter duruma getirilmeli. 3- Yine bir yıldönümünde özelleştirmeyi bitirmeliyiz. 4- Trafik kazalarına köklü ve asri çözüm bulmalıyız. Bunların hepsini bir elli yıla yayacak şekilde çoğaltmak mümkündür. Gençlerimiz ve dünya da anlamalı ki Türkiye''de Cumhuriyet bu demekmiş Gelelim Cumhuriyetin ilan edilişine. Bu o zamanlar hiç de kolay olmadı. Sanki bıçak sırtında gibi gel gitler oldu. Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir''in kurtuluşunu müteakip, trenle Ankara''ya dönerken yanında bulunan arkadaşlarına, (ki bunlar Rauf Orbay, Yusuf Kemal Tengirşek, Ali Fethi gibi samimi silah arkadaşları idi) "Artık ben çekileyim. Zafer tamamdır. Siz Fevzi Paşanın etrafında toplanın. Kazım (Orbay) ile Kemalettin Sami gibi Orduyu ellerine emniyetle verebileceğimiz kumandanlarımız var" diyerek artık çekilmek istediğini bildiriyordu. Kurtuluş Savaşı sırasında Başkomutanlık yapan Atatürk yorulmuştu. Ankara''ya vasıl olunca, durumu öğrenen Bakanlar kurulu üyeleri arasında bazı ayrılıklar hissedilmeye başladı. Durum tehlikeli olmaya başlamıştı. Atatürk hemen, Bakanlar kurulunun istifasını istedi. 27 Ekim 1923 Cumartesi günü öğleden sonra toplanan Fırka heyet-i umumiyesine (Halk Partisi genel kurulu) durumun aciliyetini bildiren Atatürk, Meclisin itimadına kavuşmuş bir bakanlar kurulu seçilmesini parti meclisine açıkca bildirdi. Hiç kimse bakanlığa yanaşmadı. Durum yine ciddiyet kazanınca, bazı yakın arkadaşları ile gece Çankaya''da uzun süren bir yemekli toplantı yaptı. Sofrada bir ara duraklayan Atatürk, hazır olanlara aniden "Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz" deyiverdi. Sofra başında bulunanlar, bu fikre hararetle katıldılar. Yemekten hemen kalkıldı. Herkese bazı görevler bildirildi. Gazi Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ile başbaşa kalınca hemen masa başına geçip, bir Kanun layihası hazırladılar. Bu Layiha çok önemli idi. Zira Teşkilatı Esasiye Kanununda (Anayasa) birinci ve üçüncü maddelerinde, Türkiye Devletinin şekli hükumeti CUMHURİYETTİR ve TÜRKİYE DEVLETİ BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TARAFINDAN İDARE OLUNUR şeklinde yazılmıştı.

İşte bu iki madde 29/30 Ekim gecesine kadar birçok tartışmalara rağmen, sonunda Meclis tarafından kabul edildi. Gece yarısından sonra 101 pare top atışı ile yurda ve bütün dünyaya bu yeni idare şekli duyuruldu. İş bir tek ilan ile bitmemişti. Cumhuriyetin getirdiği Devrimlerin yerleştirilmesine Avrupa bile inanamıyordu. Devrimler uygulamaya kondukça, Avrupa devletleri, yeni rejimin yolunda, sapma yapmadan ilerlediğini görerek şaşırdılar. Yıkmaya çalışıp, yurtlarının her tarafını işgale yeltendikleri Türkler, yeni ve genç bir cumhuriyet kurmuşlardı. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu, bu kadarla anlatmak ne mümkündür. Ancak gazetemin bana ayırdığı sütunun imkanları yazıyı, burada kesmemi gerektiriyor. Tekrar yazıyorum ki, lütfen cumhuriyeti, köklü icraatlarla kutlayalım.