Kaydet
a- | +A

1998-1999 eğitim yılı, geçen hafta bitti. Gençliğimizin yaşadığı manevi bunalımlar yıl sonuna doğru hepimizi korkutacak boyutlara ulaştı. Okullarda silahlar patladıkça, bıçaklar çekildikçe, kimisi Milli Eğitimi suçladı, kimisi basın yayın organlarını kınadı, anne babalar suçlandı ve hatta ABD''de artan okul terörünü bile etkli bildik bu olaylarda.

İşin aslı ne idi. Gelin hep beraber düşünelim ve hiç olmazsa 1999-2000 eğitim yılında huzuru bulalım. Hem eğitim kaliteli olsun, hem de okul terörü unutulsun. Zira okul terörünün beslenmesi, bölücülük ve dağ terörüne yarar.

Bir kere, gençliği her hususta serbest bırakmak, onları sevmek değil, bilakis onlara kıymak demektir. ABD''de Houston Emniyet Müdürü okul idarelerine ve eğitim kurumlarına bir tebliğ yayınladı. Bu Emniyet Müdürü tebliğinde aynen şöyle yazıyor: "Geleceğin suçlularını yetiştirebilmek için uyulması gereken kurallar şunlardır: Çocuk daha küçükken, istediği her şeyi ona verin. Onu, buna alıştırın. Böylelikle o, herkesin kendi geçimini sağlamaya mecbur olduğuna inanacaktır. Bunu sağlamayanı düşman bilecektir.

Bu arada siz eşinizle, çocukların önünde sık sık tartışın. Kavga edin ki ilerde parçalanmış aile çocuğu olduğu zaman, kendini özgür hissetsin."

Emniyet Müdürünün yazdıkları uzun. Ben bu kadarını aldım. Kaç anne baba bunlardan sakınabiliyor. Böyle yetişen çocuk da, toplum içinde kendisine suçlular arasında yer buluyor. İstanbul''un ilk medrese yani üniversitesini, Fatih kurdurmuştur. Bugün Fatih Camii''nin sağ ve solundaki sahnı seman yani sekiz Medrese onun eseridir. Peki bu eserler şimdi ne halde? Yıkılmaya terk edilmiş bir durumda desem mübalağa etmiş olmam.

Birkaç yıl sonra Fatih, Medrese Müderrisine yani Rektörüne, kendisine bir oda verilmesini söylediğinde, Rektör "Burada oda tahsisi kurallara bağlıdır. Eğer Danişmendlik, yani asistanlık sınavını kazanırsanız, o vakit bir oda tahsisi mümkündür " deyiverir. Koca hükümdar mecburen imtihana tabi tutulur, kazanır ve kendi bağışladığı medresede bir odaya girmeye hak kazanır. Öyle değerleri kaybetmişiz ki bize bunlar masal gibi geliyor.

1936-1952 yılları arasında, İstanbul Belediyesi İmar sorumlusu olarak çalıştırılan, Fransız Prof. Henri Proste''a şehrin nazım planı hazırlatılır. İlim adamı olması lazım gelen bu kişi, gizliden gizliye Bizans eserlerini ortaya çıkarmaya ve Türk eserlerini, istimlak bahanesi ile yıktırmaya başlar.

Fatih Akdeniz Medreselerinin de temellerinin oyularak, Fevzi Paşa caddesinin açtırılması da onun marifetidir. Ben hatırlıyorum, cadde üstündeki birçok binanın bodrum katı normal giriş katı haline gelmişti. İşte bu zat, yanında çalışan kendi milletinden olan asistanına bir gün, "Şu kazılar kil tabakasına insin istiyorum. Kili bulursak korkma artık bu binalardan hayır gelmez ve iflah olmazlar" diye fısıldar. Ne yazık ki Proste haklı çıktı... Kubbeleri çatladı, yarıldı. Şimdi duyuyoruz ki, Akdeniz Medreselerinin bir kısmının altında bir Bizans manastırının yıkıntıları varmış. Fransa, davasına sadık adam yetiştirmiş. Bizler de okullarımızda milli kültür ve tarihimize aşık gençler yetiştirmeliyiz.

Mimar Sinan 50 yaşında mimarlığa başladı ve doksan sekiz yaşına kadar sürdürdü. İskele üstünden inmedi. Kosova''dan Mekke-i Mükerreme''ye kadar yüzlerce şehirde, eserler bıraktı. Kültür Bakanlığımızın yayınladığı Osmanlı İmparatorluğu Mimarisi isimli kitaptan öğreniyoruz ki 112 cami, 72 mescid, 63 medrese (yani üniversite), 46 türbe, 8 darülkurra, 3 Darüşşifa (hastane), 45 saray, 17 su kemeri ve köprü, 39 kervansaray (büyük otel), 8 büyük ambar ve 22 imaret (yoksul bakım evi) yaptırmıştır. Toplam 435 adet eser.

Kaç mimarımız bunun onda birini, başlayıp bitirebilmiştir. Hiç yoktur dediğinizi duyar gibiyim. Neden böyle? Aynı bizim gibi Türk milletinden birisi yapıyor da, bugün internet, çeşitli bilgisayar ve süper sonik ulaştırma imkanları olan bizler ona yetişemiyoruz. Eksiğimiz açık açık ortada. İnsan yetiştiremiyoruz. Öyel ki onun yani Mimar Sinan''ın eserlerini tamirden aciz kalıyoruz.

Milletini seven, her ferdini mükemmel bir şekilde yetiştirmek için çırpınır. Bir köpeği, ırkının özelliklerini aşmaya çalışarak eğitmeye çalışanlar, insan yavrularını niye ihmal ederler. Daha ne kadar sürecek gaflet uykusu.

Ulu Önder Atatürk''ün emrettiği milli eğitim hamlesi nerede? Eğitim şuraları yaz-bozları, ÖSS kaldır-koyları ile daha ne kadar engellenecek bu hamleler. 12 Temmuz''da açıklanacak sonuçlarla, bir milyon üçyüz bin genç kafa, en az bir yıllığına, belki de ömür boyu nadasa bırakılacak. Devlet büyüklerimize sesleniyorum, boş tarlayı bir eken çıkar. Bu gençleri teröristlere malzeme yapmayalım diyorsak, her şeyi bir yana bırakıp, yaraya parmak basınız. Son onyedi yıldır teröre giden para ile yüz üniversite açılırdı. Otuzbin genci de taze fidan olarak kırdırmazdık.

Zaman geçmiş sayılmaz. Haydi biz el ele verelim, sizler de bizi yönlendirin. Aydınlığa beraberce yürüyelim.