Birleşmiş Milletler Kültür örgütü UNESCO, bu sene bir çalışma başlattı. Gelişen bilgisayar sisteminden de istifade ile, bütün insanlığın oylamasına sunduğu; YEDİ HARİKAYI YENİDEN VE OYLAMA İLE TESBİT çalışmaları son aşamasına geldi.
Bildiğim kadarı ile 30 Eylül 2000 tarihi oylamanın sonudur.
Daha önceki yedi harikanın, bir çoğunun izi bile dünyada kalmamıştır. Böyle olunca yenisini ilan etmek icabetti.
Bu yedinin adayları arasında, bir çok manastır ve tapınak vardır. Olabilir. Zira insanlar inançları ile ilgili bir yapıya, daha çok özen gösterirler. Manastır ve tapınaklar da, batıl bile olsa bir inançla alakalıdır.
Türkiye''den Ayasofya, bu adaylardan biridir. Ve zannediyorum ki nasıl bir oylama ve tasnif ise; Ayasofya Yedi Harikadan biri seçilecektir. Bu tip seçimler, konuyu kamuoyuna duyurup, propagandasını yapmayla bitirilmektedir. Velveleyi kopartan, seçimi kazanır oldu...
Bence Ayasofya, böyle bir seçimde aday olamaz. Zira bu yapı, miladi 325 senesinden beri bir çok defalar yanıp yıkılıp, çürüklüğünden çöküp yeniden yapılmıştır.
Türklerin İstanbul''u almasından sonra, Mimar Sinan''ın Güney duvarlarına yaptığı boydan boya destek payandaları ile ayakta durmaktadır. İlaveten dört tane minare yapılmıştır. Bu ilaveler, sanat eserinin dengesini bozmadığı gibi, Kubbedeki, sırıtan mimari kusurları kaybedecek zarafette yapılmıştır.
Bir eserin harika sayılması için, her tarafının orijinal olması gerekir. Türk mimarlar tarafından zaman zaman onarım görerek YAMALI BOHÇAYA dönmüş bir eserin harika seçilmesinin arkasında ben bazı art niyetler arıyorum?
Senelerdir tarihle uğraşan birisi olarak yedi harikaya Türkiye''den birçok yapıyı aday gösterebilirim.
98 yıllık ömrüne 185 büyük cami sığdıran Mimar Sinan''ın her eseri bir harikadır. Bunların önde gelenlerinden, Edirne''deki Selimiye Camii''dir. Dokuz sene gibi kısa bir zamanda bitirilen bu caminin dünyada eşi yoktur. Sağlamlık, zarafet ve estetik,caminin sadece ses akustiği onun harika ilan edilmesine yeter. 71 metre yükseklikteki minarelerinin içindeki üç yollu helezon yollar, caminin dört kademeli zarif yapısı, şehre hangi yönden girerseniz girin, caminin dibine gelinceye kadar mevcut dört minaresi hep İKİ GÖRÜNÜR hali, harikalık için yeter de artar bile.
Yazımın başlığındaki belirttiğim Divriği Ulu Camii, her yönüyle mükemmel bir yapıdır. Geçen hafta bu güzel eseri ve beldeyi görmeye gittim.
Hep duyardım ama, görmek bir başka oluyor. İçindeki SEKİZ YÜZ YILLIK ahşap minberi, altın kafeste saklanacak kadar nadide bir eser. Beş metre yüksekliği, sekiz metre kadar uzunluğu olan Minberin, nakışsız iki santimetre kare yerini bulamadım. Abanoz ağacından ve dipdiri.
Caminin kuzey ve batıdaki kapısının taş oyma süslerini, bugün bir bezin üstüne işletmeye kalksanız, her halde başarılamaz. Bu nakışlar mermere işlenmiş. Birkaç sene önce, Almanya''dan gelen bir sanat tarihi Profesörü, "bu yapıyı gördüm ya, artık ölsem de gözüm açık gitmez "demiştir.
Yerden ta tepeye kadar yapılan oymalar, mana içinde mana ifade ediyor.
Caminin yanındaki Bimarhane, darüşşifa, yani ruh hastalıkları hastanesi ayrı bir cevherdir. İşte benim adayım Divriği Ulu Camii''nin mütevazı özelliklerinden bir ikisi.
Divriği mülki ve mahalli idarecileri, gücü yettiğince bu kıymetli eserlere bakabilmektedir. Ancak gördüğüm kadarı ile Kültür Bakanlığı ile Vakıflardan sorumlu bakanlarımıza pek çok iş düşmektedir.
Divriği
iç ve dış Turizm yönünden devletin elinin uzanmasına hasrettir. Kangal-Divriği yolunu, sayın kaymakam bey, birçok fedakâr girişimlerle ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bu şirin ilçemiz bir konaklama tesisine muhtaçtır. Tarihi çarşısı Belediyenin zayıf imkanları ile zor yaşanır durumdadır.
Yedi Harika konusunda, benim fikirlerime katılan, yazar-çizer, basın mensubu arkadaşlarımdan, ay sonuna kadar konuyu derinlemesine işlemelerini bekliyorum. Bakanlıklarımızdan beklentilerimi haftaya yazmayı düşünüyorum.
Anadolu yedi değil, YEDİ BİN harikayı bağrında, koynunda saklamaktadır.

