Kim ne derse desin; tarihi ister sağdan sola, isterse soldan sağa okusunlar, Kıbrıs Türkündür.
Bu sene Barış harekatının yıl dönümü kutlamaları, yavru vatanda çok sönük geçmiştir. Milletlerarası anlaşmazlık ve savaşlarda hiç söz geçiremeyen birleşmiş milletler teşkilatı ve onun sekreteri Kofi Annan, ne hikmetse Türkiye''ye sözünü geçirmiştir. Bir telefon konuşması ile bu yılki kutlamalarımızın heyecanını söndürüvermiştir. Kıbrıs Barış harekatı esnasında Başbakan olup harekat emrini veren zamanın Başbakanı Ecevit, şimdi de Kıbrıs''ı vermeye hiç niyetli değildir. ABD Başkanı Clinton''ın giderayak kahraman olma hevesleri ile Filistin ve Kıbrıs ataklarını Türk hükumeti biraz daha savsaklayıp, elbette boşa çıkaracaktır. Türkiye''de icranın başında sayın Ecevit, Kıbrıs''ta ise sayın Denktaş varken, Kıbrıs''ta Türk tezinin aksine bir karar kabul edilemez. Şimdi biraz da tarihine göz atalım: Kıbrıs Adası, 1488''den itibaren, Mısır''da hüküm süren Memluk idaresine yıllık vergi vererek hayatını idame ettiren basit bir Venedik krallığı idi. Yavuz Sultan Selim 1517''de, Ridaniye zaferi ile Memluk idaresine Mısır''da son verince, Kıbrıs Venedik Krallığı Mısıra verdiği yıllık vergiyi, Osmanlı devletine vermeye çoktan razı oldu. Yani Kıbrıs''ın Fethinden 54 sene öncesinde, Kıbrıs Türk güdümüne girmişti. Ancak Kıbrıs idaresi Venediklilerden, halkı ise yerli veya civar ülkelerden göçen insanlardan meydana geliyordu. Yani idare eden ile edilenler birbirlerine yabancı idi. Bu 54 sene içinde Kıbrıs korsanları, Doğu Akdeniz''de seyir halindeki her türlü gemiyi ve yolcularını soyuyor, öldürüyor, yani insanlara kan ağlatıyordu. Anadolu yarımadasının güney sahillerini sık sık vurup köyleri yakıp halkını esir edip götürüyorlardı. Direnenleri ise acımasızca öldürüyorlardı. Bu durumda Osmanlı hükümdarı İkinci Selim, bilginlerden, Kıbrıs seferi için görüş istedi. Bilginler, "böyle zalimler üzerine sefer edilmesinin uygun olacağını" bildirdiler. 300 gemi ve 60.000 kişilik bir ordu Kıbrıs''ın Larnaka yakınındaki Tuzla sahilinde ilk köprü başını kurdular. Tarih,Temmuz 1570 Temmuz ve Ağustos aylarında yapılan savaşlarda, Lefkoşa (Nicosie), Girne, Larnaka ve Baf kısa sürede teslim oldu. Ancak enteresandır; gelen Türk kuvvetlerine zarar vermek için Venedik idaresi, bütün su kuyularını zehirlettiği halde, onların idaresinden memnun olmayan Yerli halk, Türlere yeni su kaynaklarını göstermekte yardımcı oldular. 1974''te Papaz da kuyuları zehirletmişti. Magosa direniyordu. Eylül 1570''ten Ağustos 1571''e kadar Türk kuvvetleri Magosa''yı hem muhasara ettiler hem de ablukaya aldılar. Maksat, direnen bu kaleyi kan dökmeden teslime zorlamaktı. Defalarca gönderdikleri teslim ol haberlerine hep red cevabı alınıyordu. Temmuz 1571''de Magosa kumandanı, şehir halkından 8000 insanı erzakımızı tüketiyorlar diye, kale dışına gönderdi. Yani kendi halkını Türklerin kucağına atıverdi. Türk başkomutanı Lala Mustafa Paşa ise; bu gelenlere önce yiyecek vererek karınlarını doyurdu, sonra da civar köylerde toprak vererek iskan etti. Yer yüzünde hangi miletin insanı, savaş devam ederken düşmanına bunu yapar. 1 Ağustos 1571''de Magosa teslim bayrağını burçlara çekince, vire görüşmeleri başladı.
Barış görüşmelerinde, komutanları öncelikle kendi canlarının ve atlarının bağışlanmasını şart koştular. Lala Mustafa Paşa ise, bütün kale halkının canlarını bağışladığını onlara bildirerek, iyi bir insanlık dersi vermiştir. Sırf kan dökmemek için Magosa muhasarası onbir ay sürdü. Türkler tarafından fethinden itibaren Kıbrıs Adası, huzur ülkesi olmuştur. Ta ki 1878''de İngilizlerin yalan dolanla Adayı emaneten işgaline kadar. O tarihten sonra Kıbrıs halkı, İngiliz müstemleke insanı olarak ezildi, horlandı. İngiliz belediye zabıtaları, her gün evlerdeki hela, banyo ve mutfaklarında temizlik kontrolü yapıp cezalar yazdılar. Makarios ve Samson ise Türk kanı dökmekten zevk aldılar.Türkün şehitler vererek aldığı bu Ada, milletlerarası hukuka göre Türk toprağıdır. Yabancılar toprağımızı boşaltmalıdır. Öyle ki öncelikle: Adadaki iki İngiliz üssü boşaltılmalıdır. Malı sahibine iade etmek de büyük fazilet ve şereftir. Tabii şerefe önem verene.

