Kaydet
a- | +A

15 Ekim 1999 günü, Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel, Kosova''yı da içine alan, bir günlük Balkan ziyareti yaptı. Bu hafta başka bir konu yazmayı planlamıştım. Ancak bu ziyaret beni bu planımdan döndürdü. Zira İstanbul''un, hatta Anadolu''nun kapısı sayılan Balkanlar, Türkiye''nin vazgeçilmezidir. Birçok ekonomik ve siyasi sıkıntılara rağmen, Devletimiz Kosova''ya vakit ayırmıştır. Devletin başı Cumhurbaşkanı ile, Ordunun en büyük komutanı Genelkurmay Başkanımız''ın beraberce yaptıkları bu ziyaret unutulmaz izler bırakmıştır. Ve yıllarca söylenecektir. Avrupalı emperyalistlerin, Papanın nüfuz alanını genişletme gayretleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere; Türkiye''yi ve dolayısıyla bütün İslam alemini rahatsız etmektedir. Batı demokrasileri, dine saygılıdır. Papanın etkilerini de reddeder. Zira yüzlerce yıldır Papaların teşviki ile birçok Haçlı seferi tertiplenmiş ve yüzbinlerce Hıristiyanın ölümüne katlanılmıştır. Son Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova olaylarının arkasında, maalesef Hıristiyan taassubu yatmaktadır. Türkler, Birinci Murat zamanında bu topraklara girdiklerinde; Katoliklerce Ortodoks olanlara, köpek muamelesi yapıldığını gördüler. Adaletli bir hakem olarak Balkan topluluklarının aralarında kaynaşmalarını sağladılar. 1800''lü yıllara kadar Balkanlar, Türk idaresinde, bir huzur ülkesiydi. 19''uncu asrın başlangıcından itibaren Türkler''i Avrupa''dan atmak için, çeşitli planlar yapıldı. Ve ikiyüz yıldır Balkan insanının yüzü gülmedi. CIA''nın titiz araştırmalarına göre, bölge nüfusu bu kadar zamandır artmamıştır. Balkan çocukları harpte ve çoğu zaman babasız büyümüşlerdir. Balkanlar''ı, Avusturya, İtalya, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ; yaptıkları ayrılıkçı çalışmalarla karmakarışık etmişlerdir. 1911 senesinde, Osmanlı Devletinin idaresinde tam etkili olan İttihad ve Terakki Partisi, devletin valilerini parti adamlarından atadı. Kosova''ya da yine böyle bir komitacı olan cahil ve dirayetsiz Mazhar Beyi vali olarak gönderdi. Mazhar Bey güya bölgeyi kalkındırmak için, hiçbir yerde uygulanmayan Dahili Gümrük Vergisi''ni koymaya kalktı. Başta Arnavutluk olmak üzere bölge insanında büyük bir huzursuzluk başladı. Halk arasında dedikodular aldı yürüdü. Bunlar arasında, sakal ve yumurta vergilerinin de konacağı söylentileri de yayıldı. Ve beşyüz yıldır Türklerle kardeş olarak yaşayan Arnavutlar, devlete isyana mecbur oldular. İsyanı bastırmaya, 82 taburluk bir kuvvetle Mahmut Şevket Paşa gönderildi. Bu kadar asker, düşmana karşı Kosova Meydan Muharebesinde kullanılmamıştı. İttihat Terakki, isyanı önlemek için devlete sadık olanlar da dahil bütün bölge insanlarının silahlarını topladı. Birçok Arnavut köylü erkekleri, güya sindirmek için, köy meydanlarında dayaktan geçirildi. Fırsat bekleyen bozguncuların eline çok kuvvetli bir koz verilmişti. Sonunda olanlar oldu. Bu kargaşayı bastırmak için, Sultan Reşat Haziran 1911''de Barbaros Hayreddin zırhlısı ile Selanik yolundan bölgeye bir ziyaret yaptı. Padişah o tarihte altmış altı yaşlarında idi. Yirmiiki gün süren ziyaret esnasında Kosova sahrasında, 300.000 kişi ile Cuma namazı kılındı. Murat Han''ın türbesi ziyaret edildi.

Bu ziyaret esnasında birçok isyancı elebaşı gelip; padişahtan af dileyip, vazgeçtiklerini beyan ettiler. Ziyaretin hemen akabinde başlayan Balkan Harbi, planlananın aksine, Kosova insanını, karışıklıklara dahil edemedi. Bulgar çeteleri "Neden Osmanlı''ya isyan etmiyorsunuz" diye Makedonyalılar''ı çete harpleri ile katlettiler. Bugün Kosova ve Makedonya rahat bir nefes alabiliyorsa; bunda Türkiye''nin ilgisinin büyük payı vardır. Sayın Süleyman Demirel''in ziyareti Balkanlar''a huzurun gelmesine büyük yarar sağlayacaktır. Cumhurbaşkanımız 76 yaşına rağmen, dünya siyasetine ağırlığını koymaktadır. Ne enteresandır ki; Sultan Reşat''ı "Baba baba" diye bağırlarına basan insanların torunları, 88 sene sonra yine Cumhurbaşkanımızı "Baba baba" diye bağırlarına bastılar. Yine beraber kılınan cuma namazından aynı tadı aldılar. Geçen sene bir yazımda Türkiye''nin Makedanyo ile temaslarının devamını tavsiye etmiştim. Balkan siyasetini ve tarihini bilmediğini zannettiğim; Makedonya''nın Ankara elçisi, bana bizzat telefon ederek ve Türkçe bilmediği için tercümanı aracılığı ile şunu sordu: "Siz yazınızla Türkiye''nin Makedonya''ya sahip çıkmasını mı istiyorsunuz, yoksa sahiplenmesini mi?" El insaf sayın elçi? Türkçe''yi iyi bilen insanları tercüman olarak yanınızda bulundurmazsanız, Makedonya lehinde yazılar yazanları böyle tehdide kalkışma hatalarına daha çok düşersiniz. Türkiye Makedonya dahil hiçbir Balkan toprağına derebeyi zihniyeti ile sömürmek için gitmedi. Olsa olsa Balkan toplulukları arasında adil bir hakem olarak görev yaptı. Yüzlerce yıllık Mostar köprüsünün ne zararı vardı da Sırplar bombalayıp yıktılar. O köprüden ben mi gelip geçecektim? Balkanlar''ın morale ihtiyacı vardır. Bunu da en iyi ve tarafsız olarak Türkiye Cumhuriyeti idaresi ve Devlet adamlarımız sağlayacaktır.