Kaydet
a- | +A

Bilindiği üzere, 1961 Anayasası 12 Eylül 1980 müdahalesine kadar yani 19 yıl süre ile uygulanmış, bu dönem zarfında düşünce, basın-yayın, dernek, toplantı, sendika, siyasal parti faaliyetlerinde canlanma görülürken, 1961-65 ile 1974-80 dönemlerinin koalisyon ve azınlık hükümetleri bu dönemin "istikrarsızlık" özelliğinin ifadesi olmuştur. Bu dönemin bir diğer karakteristiği; Anayasada yasaklanan Radikal Sol ve Radikal Sağ''ın çatışması ile ortaya çıkan "kutuplaşma" karşısında AP ve CHP''nin rejimin ortak sorunlarında birleşemeyerek, "uzlaşma yerine "çatışmalar"ın gündemde olmasıdır. "çoğunlukçu Demokrasi" anlayışına dayanan 1924 Anayasasından farklı olarak "Çoğulcu Demokrasi"yi hedefleyen 1961 Anayasası''nın uygulanışında güçlük çıkartan bir diğer husus, DP çizgisinin Anayasa yapımında dışlanmış olmasına rağmen, bu Anayasa''nın uygulanmasının büyük ölçüde bu çizginin takipçisi olan AP''ye düşmesi idi. Diğer yandan "Çift Meclis Sistemi" uygulamada kendinden bekleneni veremezken, Meclislerin toplantısı için aranan salt çoğunluk toplanma ve karar almayı güçleştirip, çalışmaları baltalamak isteyenlere fırsat veriyor, uygulamada Cumhurbaşkanı seçimindeki kilitlenmeler de ciddî sorun oluşturuyordu. Yürütme alanında alışılmak istenmeyen bir diğer uygulama da üniversitelerin ve TRT''nin özerkliği olmuş, bu kurumlar "Devlet içinde devlet olmak"la suçlanmıştır. 1961 Anayasası''nın bağımsız yargıyı siyasî ve idari karar organları üzerinde denetim ile yetkili kılması da iktidarlar için sevimsiz bir yenilikti. Özgürlükler konusunda "Hukuk Devleti" esaslarına göre güvenceli bir yapı kuran 1961 Anayasası''na karşı yöneltilen "Özgürlüklerin kötüye kullanılmasını engelleyen frenlerin bulunmadığı" iddiası ise, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi''nin 30. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi''nin ise 17. maddesi hatırlanırsa, haklı görülebilir. Buna mukabil Anayasada yer alan Millî Güvenlik Kurulu''nun, 12 Mart Muhtırasına ve 12 Eylül müdahalesine yolaçtığı görüşüne ise katılmıyorum. Bence, MGK 1924 Anayasası''nda mevcut bulunsa idi, 27 yıllık sivil iktidara son veren 27 Mayıs 1960 müdahalesi olmazdı. 1960 ve 1970''li yıllarda en çok özerk kurumlar, memur sendikacılığı ve idari yargıdan yakınıldığı için, 1961 Anayasası, 1969-74 arasında, yedi defa değişiklik geçirmiş, bunların en önemlileri 1971 ve 1973''te yapılmıştır. Buna mukabil bazı partiler bu değişiklikleri de yeterli bulmuyor ve yeni kısıtlamalar getirilmesini istiyordu. Bu isteklerin büyük bölümünün 1961 Anayasa dönemine son veren 12 Eylül Rejimi ile 1982 Anayasası tarafından yerine getirildiğini biliyoruz. 1961 Anayasa''sının genel bir değerlendirilmesi yapılırken, Türkiye''de çok partili hayatta egemen olan iki Demokrasi anlayışını vurgulamak lazımdır. Bunlardan biri: Genellikle DP ve AP tarafından temsil olunan "Çoğunlukçu" diğeri ise 1950''lerden sonra CHP tarafından temsil olunan ve 1961 Anayasasında ifadesini bulan "Çoğulcu" demokrasi ve anayasa anlayışlarıdır. Çoğunlukçu anlayış; siyasal faaliyet alanının sınırlı tutulmasından yana olur. Örgütlü toplum kesimlerinin, baskı gruplarının ve kamuoyunun siyasal iktidarı etkileyici faaliyetlerini iyi karşılamaz ve bu yönü ile "Katılımcı olmayan bir Demokrasi" anlayışını desteklerken "çoğulcu anlayış"ı özellikle 1957 tarihli ilk hedefler bildirisinden itibaren, CHP temsil ediyor ve 1961 kurucu meclisinde çoğunluğa sahip bulunduğu için, yeni ilke ve kurumları 1961 anayasasına taşımayı başarıyordu.

Ne var ki, bu iki ana eğilimi temsil eden AP ve CHP''nin siyasal sistemin işlerliğini sağlayacak uzlaşma zeminini, biraz da iki ana partinin liderler oligarşisine dayanmasının sonucu olarak, geliştirememeleri sivil rejimin 12 Eylül''de yıkılmasını kolaylaştırmıştır. 1961 Anayasası tamamen kusursuz mu idi? Muhakkak ki hayır. Siyasal krizi aşmak ve milletin hakemliğine başvurabilmek için Cumhurbaşkanı''nın Meclisi yenilemek kararı vermesi çok güçleştirilmişti. Bunun gibi, şiddet olaylarının "olağanüstü haller" içine sokulmasına Anayasa müsait olmadığı için her defasında sıkı yönetime başvuruluyor, bu durum ise Silahlı Kuvvetleri asli görevlerden başka alanlara çekiyordu. Fakat bütün kusurlarına rağmen 1961 Anayasası''nın memleketimizde "hukuk ve sosyal devlet" gerçeğini bütün gerçekleri ile ilk defa getirmeyi başardığı da inkar edilemez.