Bugün Oxford Üniversitesi Rektörü olan ünlü İngiliz tarihçisi ve devlet adamı Roy Jenkins "Spectator" dergisine verdiği bir beyanatta bugünkü İngiltere Başbakanı ve yakın dostu olan Tony Blair''in "ikinci sınıf kafa" olduğunu söyleyince, daha sonra bu sözü Franklin Roosevelt''in "ikinci sınıf kafa, fakat birinci sınıf mizaç" olduğunu söyleyen Walter Lippmann''dan aktardığını beyan etmesine rağmen Britanya medyasında "politikada kafa mı uyumlu mizaç mı önemlidir?" tartışması gündeme gelmiştir.
Gerçekten yüksek öğrenimlerini "birincilik" ile bitiren politikacıların bu başarılarını "anı"larında önemle vurguladıklarını, bu başarıyı gösteremeyenlerin neden birinci olamadıklarını anlatmaya özen gösterdiklerine tanık oluyoruz. Bununla birlikte politikada "pekiyi" derece ile üniversite öğrenimlerini bitirenlerin, siyasî yaşamlarında da aynı dereceyi tutturdukları söylenemez. Bunun en tipik örneği 1964-70 yıllarında görev yapan Harold Wilson Başkanlığındaki İşçi Hükümeti üyelerinin "pekiyi" derece ile mezun olmuş kişilerden oluşmasına ve "kağıt üzerinde" akademik yönden Britanya''nın en seçkin hükümetini oluşturmasına, uygulamada bu hükümetin bütün kibir ve kasılmalarına rağmen, ekonomik güçlükler ve siyasal hareketsizlikten kurtulamadığını tarih kitapları kaydetmekte, buna rağmen Oxford Üniversitesi Kimya Bölümünden "iyi" derece ile mezun olan Bayan Thatcher''in iktidarda daha iyi performans gösterdiği görülmektedir.
Oxford Üniversitesi''nin Hukuk Fakültesini "iyi" derece ile bitiren Tony Blair başkanlığındaki kabine ise, genellikle "iyi" ile mezun olmuş bakanlardan meydana gelmekte, bunun en önemli istisnasını ve Edinburg Üniversitesi''ni ve doktorasını "pekiyi" derece ile bitiren, çeşitli yayınları ve politika konusunda öğretim üyeliği bulunan Gordon Brown oluşturmaktadır. Ne var ki İşçi Partisi''nde Tony Blair''e en önemli rakip gözü ile bakılan Gordon Brown''un akademik alandaki parlaklığına gölge düşüren ve onu Tony Blair''in rakibi olmaktan çıkaran en önemli unsurun "uyumsuz mizacı" olduğu vurgulanmaktadır.
Bununla birlikte, öğrenimlerinde parlak derecelere ulaşanların politikada olmasa bile, akademik yaşam ve yayınlarında aynı seviyeyi tutturdukları görülmekte, buna örnek olarak Harold Wilson kabinesinde yeralan ve Oxford Üniversitesi''ni "pekiyi" derece ile bitiren Denis Healey ile Richard Crossan''ın yazdıkları ve yeni ufuklar açan İngiliz politikası ve Anayasa hukuku kitapları ve Demokratik Sosyalistlerin bir nevi "incil"i sayılan Anthony Crosland''ın "The Future of Socialism-Sosyalizmin Geleceği" adlı ve 20. yüzyılın ikinci yarısında komünistlerin balonunu söndürmekte büyük hizmet gören eseri zikredilmektedir.
Kanaatimce yukarıda özetlediklerimden çıkarılması gereken pratik sonuç şudur: Politikada ve özellikle liderlikte sadece parlak diplomalarla taçlandırılmış bir öğrenim yeterli olmamakta devlet adamlığına ve liderliğe soyunan kişilerin makul, uzlaşır ve toplayıcı bir mizaçta olmaları daha da büyük önem taşımaktadır. Nitekim ABD ve Britanya siyasî hayatında olduğu gibi, Türk siyasî hayatında da bunun birçok örneğini gördük ve görüyoruz.

