(Gelen ağam, giden paşam, niye her işe karışam) sözü de gadre uğrayanlardan. Her insanın belli görevi vardır. Bu görevin dışına çıkmamalıdır. Geleni kim göndermişse, gideni kim uğurlamışsa, onun görevidir bu. Gelen benim düşüncemde değil diye ona isyan etmek asla caiz olmaz.
Dinimiz, cemiyetin huzur içinde yaşaması, kargaşadan uzak olması için âmirler kötü de olsa, onların meşru emirlerine itaat edilmesini, gayri meşru emirlerine de isyan edilmemesini emreder. Kur''an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Allaha, Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir hayvanın ayağını veya yaş bir hurma ağacını kesenin yahut ortağına hıyanet edenin, kazandığı sevapların dörtte biri gider. Emîre isyan edenin ise sevaplarının tamamı gider.) [Beyhekî]
(Emîrinizin beğenmediğiniz bir şeyi yaptığını görürseniz, ona sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan, cahiliyyet ölümü ile ölmüş olur.) [Buharî] (Müslüman, hoşuna gitse de, gitmese de, emîrin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emîr, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemez.) [Buharî] Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, şeytan gibi emirlerin geleceğini bildirince, Eshab-ı kiramdan Hz. Huzeyfe, (Ya Resulallah o zamana yetiştirsem ne yapayım?) diye sordu. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa da, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buharî] Avrupa''daki âmirler, patronlar, Müslüman işçilere içki, kumar gibi haram şeyleri yapmalarını emrederlerse, Müslümanlar, bunları yapmaz. Çünkü (Hâlıka isyan olan işte, mahluka itaat olmaz) hadis-i şerifi vardır. Ancak, gayri meşru emre itaat edilmez diye isyan etmek caiz olmaz. Ana-baba da haramı, küfrü emretse, onlara da itaat edilmez. Fakat isyan edip onları üzmek doğru olmaz. (Hakim) in bildirdiği hadis-i şerifte emir [âmir, başkan] (Ya Müslümanlığı bırakırsın veya öldürürüm) derse, (Müslümanlığı bırakmamalı, [kesilmesi için] boynunu uzatmalı) buyuruluyor.
Kâfir olmaya zorlayan bir emîre bile isyan etmeyi dinimiz caiz görmüyor. Hâlbuki kâfir olmayan bir emir, Müslümanı kâfir olmaya zorlamaz.
Âmir kötü diye yakınmak doğru değildir. Önce kendimize bakmamız gerekir. Acaba kendimiz iyi miyiz? Kendimizi düzeltirsek, âmirlerimiz de düzelir. Nitekim bir hadis-i şerifte (Siz nasılsanız, başınıza öyle âmirler geçer) buyuruluyor. O hâlde, ilk önce kendimizi ıslah etmeliyiz! Yönetilenler düzgün olursa, yönetenler de düzgün olur. Sen üç kağıtçı olursan, yöneticinin düzgün olmasını istemeye hakkın olur mu? Nasreddin Hocanın meşhur fıkrasında geçen (Parayı veren düdüğü çalar) sözünü de beğenmiyorlar. Hoca, bu sözle çocukların beleşe alışmamalarını, çalışmadan bir nimete konulmayacağını, külfetsiz nimet olmayacağını onlara anlatmak ister. Bu söz de yıllardan beri söylenir gelir. Bir kimse ev, araba, yiyip içecek veya başka bir şey almak istese parasız alabilir mi? Onun için "Kırmızı meşin, paralar peşin" de demişlerdir. Bu güzel sözlere kızmak, beleşçiliği tasvip etmek, haksızlığa prim vermek olmaz mı?

