Kaydet
a- | +A

Sünnete değil, Kur''andan anladığına uymalı) diyenler çıkıyor. Herkes kendi anladığına uyarsa, ortaya binlerce görüş çıkar, Allahın dini unutulur. Dini parçalamak, fırka fırka ayrılmak bölücülüktür ve zararı büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72''si cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve eshabımın gittiği yolda gidenlerdir.) [Tirmizî]

Peygamber efendimizin sözlerini Kur''an-ı kerimden ayrı göstermeye çalışıyorlar. Hâlbuki Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın vahyettiğini bildirmiştir. Kur''an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(O, [Resûlullah] kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 4]

(Ona [Muhammed aleyhisselama] tâbi olun ki, doğru yolu bulasınız!) [A''raf 158]

Şu hâlde doğru olarak Allahın dinine uymak için, Resûlüne uymak gerekir. Resûlullahın sünneti, yani hadis-i şerifler olmasaydı, namazın kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, zekât nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Şu hâlde Kur''andan kendi anladığımıza değil, Peygamber efendimizin Kur''an-ı kerimden anlayıp, bize bildirdiklerine uymamız şarttır. Kur''an-ı kerimi Peygamber efendimizden sonra en iyi anlayanlar, eshab-ı kiram ve diğer âlimlerdir. O hâlde, Allahın dinine uymak için, âlimlerin sözbirliği hâlinde bildirdikleri hükümlere uymak gerekir. Kur''an-ı kerimi, herkesin değil, ancak âlimlerin anlayacağı bildiriliyor: (Bu misalleri, âlim olanlardan başkası anlayamaz.) [Ankebût 43]

Asırlardan beri âlimlerimizin bildirdikleri itikada, ibadete sarılmak şarttır. Yoksa herkes Kur''an-ı kerimde kendi anladığına uyarsa, dinde anarşi olur. Kur''an-ı kerim, Peygamber efendimize inmiştir. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize, Kur''an-ı kerimin açıklamasını sorarlardı. Allahü teâlâ, (Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik.) buyuruyor. (Bekara 151)

Demek ki, Peygamber efendimiz, Kitabın [Kur''an-ı kerimin] dışında, bir de hikmet getirmiştir. Allahü teâlâ hikmet ehlini de övmüştür: (Allah; hikmeti kime dilerse, ona verir. Kime de hikmet verilmişse, muhakkak ona çok hayr verilmiştir.) [Bekara 269]

Hikmet, fen manasına geldiği gibi, fıkıh ilmi anlamına da gelir. İmam-ı Şafiî hazretleri, (Bu ayetteki hikmetten maksat, Resûlullahın sünnetidir. Önce Kur''an zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyuruyor. Kur''an-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Hâlbuki, açıklanması da emredilmiştir:

(Kur''anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]

Bu ayet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren ayetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resûlullah efendimizin yetkisi olduğunu da göstermektedir. Kur''an-ı kerimde her bilgi vardır. Ancak açık değildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir. Hz. Cebrail, Peygamber efendimize gelip, beş vakit namazın her şeyini bizzat tatbiki olarak öğretmiştir. Peygamber efendimiz de; (Namazı benim kıldığım gibi kılınız) buyurmuştur. (Buhârî)

ÖNE ÇIKANLAR