Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin pek çok kerametleri görülmüştür. Bağdat''tayken Hâcı Mahmûd Efendi isminde, zengin, bir talebesi vardı. Bu zât, çok borçlanmıştı. Bir gün "Efendim, borcumun çokluğundan dışarı çıkmaya yüzüm kalmadı." deyince, buyurdu ki:
"Bir ay sabret."
O, bunun üzerine; "Aman efendim, bir ay sabredecek tâkatim kalmadı." diyerek iki defâ tekrarladı. "Öyle ise, kaldır şu hasırı istediğin kadar al." buyurdu. Mahmûd Efendi de hasırı kaldırdı ve altında bir altın gördü. Altını aldı, başka bir altın gördü ve böylece her aldığı altının yerinde yeni bir altın gördü. Borcunu tamamlayıncaya kadar bu işe devâm etti. Süleymâniye''nin meşhûr âlimlerinden bâzısı, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini, aklî ve naklî ilimlerin en zor ve ince meseleleri ile imtihan ettiler. Çâresiz kalıp, Irak''ın her bakımdan en büyük âlimi olan ve hüccet-ül-İslâm denilen Şeyh Yahyâ Mazûrî İmâdî''ye mektup yazıp; "Süleymâniye âlimleri tarafından, din ve dünyâ ilimlerinin allâmesi, Müslümanların hücceti, efendimiz, üstâdımız Yahyâ Mazûrî İmâdî hazretlerine arz olunur ki, şehrimizde, Hâlid isminde bir zât zuhûr eyledi. Hindistan''a gidip geldikten sonra, vilâyet-i kübrâ ve insanları irşâd dâvâsında bulunuyor. Bu zât, din ilimlerini tahsîl ettikten sonra, terk eyledi. Yanlış yollara saptı. Bizler onu ilimde yenemedik. Büyüğümüz sizsiniz! Bu tarafa gelip, yanlışlığını ve zararlarını def edip, onu yenmeniz, üzerinize vâcibdir. Gelmeyecek olursanız, bu fikirleri bütün insanlara ve diğer şehirlere yayılacaktır." dediler. Bu mektup, Şeyh Yahyâ''nın eline geçince, bâzı talebeleri ile birlikte, Süleymâniye yolunu tuttu. Şehre yaklaşınca, bütün âlimler, karşılamaya çıkıp, herbiri kendi evine dâvet ettiyse de, kabûl etmedi ve; "Bu saatte o zâtla görüşmem lâzımdır." diyerek, Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin evine gitti.
Şeyh eve girince, onu kapıda karşıladı ve yanıbaşına oturttu. Şeyh Yahyâ''nın kalbinde, birtakım ince ve zor meseleler vardı. Bunları sorup imtihan edecekti. Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, Şeyh''e hitâben; "Din ilimlerinde çok müşkül meseleler vardır. İşte biri şudur ve cevâbı budur; diğeri şudur, cevâbı budur." buyurup, Şeyh''in kalbindeki bütün suâlleri ve cevaplarını söyledi. Şeyh Yahyâ meseleyi anladı. Tövbe edip talebelerinden oldu.
Talebelerinden İbni Âbidîn hazretleri; "Dün gece rüyâmda Hz.Osman''ın vefât etmiş olduğunu gördüm. Çok büyük bir kalabalık oldu. Cenâze namazını ben kıldırdım." diyerek rüyâsını anlatınca, Mevlânâ Hâlid hazretleri; "Yakında vefât ederim. Sen de kalabalık bir cemâat ile cenâze namazımı kıldırırsın, çünkü ben, Hz.Osman''ın soyundanım." buyurdu. İbni Âbidîn hazretleri bunu duyunca çok üzüldü. Çok geçmedi vefat etti. Cenâze namazını, "Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resûlullah efendimizi baş gözüyle görmezsem, o namazımı iâde ederim." diyen, Hanefî mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid İbni Âbidîn hazretleri kıldırdı. Talebelerinden ve halîfelerinden olan Seyyid Tâhâ-yı Hakkârî hazretlerini çok sever ve ona çok dua ederdi. Buyururdu ki: Nefs-i emmâreden kurtulmanın alâmeti, insanların övmesi ile ayıplamasını, eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevinmek, önem vermemelerine üzülmek, basitlik ve akılsızlıktır.

