Yalan; günahların en çirkini, ayıpların en kötüsüdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Yalan, rızkı azaltır.), (İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez.), (Doğru olun; doğruluk iyiliğe, iyilik ise Cennete çeker. Yalandan sakının; yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.), (Şu üç şeyden biri kimde bulunursa; o kimse namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.), (İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!), (Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyleyerek alış-veriş yaparlar.) Peygamber efendimiz, yalan söyleyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtılacağını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olacağını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edeceğini de bildirmiştir.
Hz. Abdullah bin Âmir anlatır: Ben küçüktüm. Resûl-i Ekrem evimize gelmişti. Oynamaya gidiyordum. Annem bana, (Abdullah gel, sana bir şey vereceğim) dedi. Resul-i Ekrem, (Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma vereceğim) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz: (Eğer bir şey vermeyip, aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) buyurdu. Dil; iyi kullanılırsa saadete, kötü kullanılırsa felakete götürür. Hz. Lokman''a, (Bu makama nasıl yükseldin?) diyenlere; (Doğru konuşup, emanete riayet etmekle ve faydasız sözü terk etmekle) diye cevap verirdi.
Bir kimse, (Bırakamadığım üç günaha tutuldum. Bunlar zina, yalan ve içki.) dedi. Peygamber efendimiz de (Yalanı benim için terket!) buyurdu. Adam, peki diyerek gitti. Bir günahı işleyeceği zaman, (Eğer bu günahı yaparsam, Resûlullah sorduğunda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır dersem, yalan söyleyerek verdiğim sözü tutmamış olurum.) diye düşündü. Diğer günahları işleyeceği zaman da aynı şekilde düşünerek kötü huylarını terk etti. Büyükler buyuruyor ki: Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hz. Ali)
Eshab-ı kiram indinde, yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü onlar, yalanla imanın bir arada bulunamayacağını bilirlerdi. (Hz. Aişe)
Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar ) Büyükler; yalan söylemek gerektiği yerde, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Muaz ibni Cebel hazretleri vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekât topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da Allahü teâlâyı kast ederek, (Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. Hanımı ise, Hz. Ömer''in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hz. Ömer''in evine gidip, kızarak; (Muaz, Resûlullahın ve Ebû Bekr-i Sıddik''ın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hz. Ömer, Hz. Muaz''dan işin aslını öğrenince güldü ve hanımına vermesi için ona bir miktar hediye verdi. Din düşmanlarının zararından korunmak veya Müslümanları korumak için yalan söylemek caizdir. Zâlimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki Müslümanın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, Müslümanın sırrının, ayıbını meydana çıkarmamak için ve bunlar gibi haramları önlemek için yalan caiz olur, ölmemek için leş yemeye benzer. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki; (Yalan üç yerde caizdir: Harbde; zira harb, hiledir. İki Müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.), (İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş yapmak için söylenen söz, yalan sayılmaz.), (Kötü işler yapan, bunları gizlemeye çalışsın!)

