Hiçbir olay, şu deprem kadar devleti sarsmadı.
Devlet demeyip, isterseniz "yönetim" deyip, siyasî otoriteyi de kavramın içine katalım. Zaten Türk Milleti, ona en kızgın anında bile "Allah devlete zevâl vermesin" diyebilen nadir asil halklardandır. Şimdi de mağduru, matbuatı, muhatabı hep devleti kolluyoruz. Çünkü, devleti eleştirmek dahi anarşistliktir inancındayız. Ama, yönetim de şu "17 Ağustos Süreci"ni iyi kavrasın gayri!.. Artçı depremler hatırlatıcı oluyor. Tabiî, algılayana. Bakınız, depremzede bir ülkede okulları ne yapacağımızı bilemedik. Önce ertelememekte ısrar ettik. O inat bir gün sürdü. Açtık, kapadık. En kötüsü de budur. Ya devam edecektiniz, ya önceden erteleyecektiniz. Aslında konu, okulu geç açıp veya açmamak değildi. Bazı veliler haksız. "Şu 17 Ağustos süreci bitene kadar çocuklarımızı evde muhafaza etsek" mantığı ile gidersek, 8 ay -bir öğrenim yılı- evdeyiz. Sonra deprem kuşağındayız. Risk, her an var. O zaman ne yapılmalıydı? İlk hafta velileri ile beraber çocukları okula davet edip, depremi anlatmak, aileyi bilinçlendirecek seminerler yapmak, psikologları çağırıp, okul aile birlikleriyle terapiye girmek, deprem korkusunu silmek. Nedense, her orijinal fikrini İstanbul şehir eklerinde gördüğümüz Valimizin bu basit işler aklına gelmemiştir. Gelelim, yardım işlerine... Bu iş, haydi sayalım, iyi idare edildi mi? 1. Millet yardım için seferber olmuşken, vergi dediler (malûm, daha önce yazdıydık) önünü kestiler. Şimdi vergi yok diyorlar, millet olabilir korkusuyla yine yapmıyor. Allah''tan TSK bedelliyi ortaya attı da, fonlar akışkanlık kazandı. 2. Devlet, "her şey yolunda", kontrolümüz altında imajı verdi. Halk, daha yaralar sarılmadan, eteğini çekti. Çekmedi mi? 3. Kimileri yardım yapmasın, onların art niyeti var dendi. Adamlar, yapsak bir türlü, yapmasak bir türlü diye şevksiz ve şaşkın kaldılar. 4. Devlet, koordinatör kurum olma özelliğini vurgulamak için kendi gözünde sakıncası olmayan yardımseverlerin dahi getirdiği malzemeyi elinden alıp, dinozor Kızılay kanalıyla dağıtmayı şart koşunca, yine yardım akışı burukluğa neden oldu. 5. Bu arada aksaklıkları, birikmiş malları saymıyorum. Yönetim, hâlâ sivil toplumla yetkiyi paylaşmamakta ısrarcı. Ve bu hem hataların büyüyerek sürmesine neden oluyor, hem de yönetimi daha antipatikleştiriyor. Devletin rehabilitasyonu yönetimi tek karar verici kılmak için beyhûde yere gayret göstermek değil, "yönetişim" (governance) dediğimiz ve 101 sivil toplum kuruluşunun altını bildirilerinde çizdiği çağdaş kavramı uygulamaya sokmaya rıza göstermesiyle başlayacaktır.

