Kaydet
a- | +A

Verheugen geldi, gitti.

Yansıyanlar doğruysa, adama verilen cevapla AB''ye gireceğimiz yoktur. Girmeli mi, girmemeli mi; o ayrı. Ama, hem girme talebinde bulunacaksınız, hem de koşulları kabul etmeyeceksiniz. "Aaa, biz girmek için bu koşulların olduğunu bilmiyorduk?!.." Ya da: "Canım biz niye AB''ye kendimizi uyduralım, o kendini bize uyduruversin!.." Başka bir deyişle, bizim özel koşullarımızı kabul ediversin! Bence bu mantıkla komik oluyoruz. Ben AB için belli bir giriş "histerisini" doğru bulmayanlardanım. Fazla meraklı duruş, bize koşulların çıtasını yükseltiyor. AB, moderniteyi aşabildiği, yükselen değerleri taşıyabildiği ölçüde ben girme taraftarıyım. Ancak, çağdaş olmak sadece AB üyeliği ile endeksli de değil. Dünyaya sırt çevirip, küresel dönüşümleri gözardı ederek AB''cilik taslamak kolaycılıktır. Kaldı ki, yükselen değerler kapalı bir AB''ciliğe de karşıdır! Hatta, AB''nin bazı veçheleri bu global etiğe de zıttır. Küresel dönüşüme aykırıdır. AB, 20. yüzyıl Avrupa modernitesini aşabildiği ölçüde, onu aşabilenlerle onunla beraberim ben. Bu "nüansı" görmeyen hiç Batıcılık oynamasın. Batıcı oluyorlar. AB ne bize hayran, ne bize muhalif. Realist düşünmek lâzım. Ben Avrupalı olsam, Türkiye''yi içime almam! Müspet, menfi taraflarıyla onlar açısından düşünün, hak verirsiniz. Verheugen''in ilettiği koşullara gelelim: 1. MGK''nın sivilleşmesini biz kendi içimizde bile tartışmayız.

2. KKTC''yi inkâr edenlerle masaya oturamayız. Ama, KKTC''yi de bu hâlle savunamayız. Özellikle casusluk komplolarının fos çıkmasından sonra. 3. Yerel diller konusunda da konuşamayız. O zaman Lozan''da kalırız.

Lozan, Milli Mücadele''nin karşılığı mı idi? Bence değil. Daha kazançlı çıkabilirdik. Ne var ki, Lozan''ın kazanımlarını inkâr etmek de vicdansızlıktır. Ecdat sağolsun. İyi de, bir ülke, 1923''te imzaladığı bir belgenin arkasına 2000''lerde bile sığınmak mecburiyetinde kalıyorsa, vah vah, derim. Onca yıl ne yaptınız? Dünya değişiyor, dünyadaki dönüşümler, yeni çağ ile küllî bir transformasyonu gerektiriyor ve bu umumî trendler ister istemez size yansıyor ve de siz bu hakikatleri görmezden geliyorsunuz. Buna katlanmak mümkün değildir. Bölücülüğe prim vermeyen, sivil toplum kökenli sosyal entegrasyon gayretleri ile çağa uygun bir ulusal doku hâlâ üretememişsiniz ve Lozan''ın ardına gizleniyorsunuz! Lozan ve Kuva-yı Milliye bir ruhtur, ilkedir, felsefedir. Onu devre devre yeniden yorumlayamamışsınız. Türkiye''nin çeşitliliğini ortak bir desene irca edememişsiniz. Aczinizi ifade ediyorsunuz. Sorun AB''nin değil, bizim!.. Girsek de, girmesek de!..