AB''ye giriş ile ilgili olarak MGK''nın askerî kanadının ihtirazî kayıtları olduğuna dair söylentilerin kamuoyunda yer aldığı günlerde, 28 Şubat''ın mimarlarından E. General Güven Erkaya vefat etti. Böylece, ilkini tartışacağımız ortam bir anda duygusallaştı, fevrileşti, keskinleşti.
Bir kısım basın Erbakan''ın kahramanlığını vurgularken, diğer kısmı da aksini savundu. Bu tartışmalar objektif nitelendirmelerden çıkarak, 28 Şubat''a bizi taşıyan duruşların yeniden hatırlatılması, pekiştirilmesi düzeyine geldi.
Doğaldır, alınganlıklar başgösterdi.
Tartışmanın medenî ortamı bir anda yitirildi.
Oysa ki, belki Türkiye''de MGK''nın konumunu irdeleyebileceğimiz akademik olgunluğa, hoşgörü platformuna, dahası ve açıkçası demokratik eşiğe ulaştığımızı sanıyorduk.
Asıl kına, hebâ edilen bu kavşak için yakınılmalıdır!..
Bakınız, ne olursunuz, insaf, vicdan, ilim ölçüleri içerisinde "konuşabilelim."
Ben, kendi düşüncemi ortaya koymak istiyorum. Bir: Bu ülkenin bir "ulusal güvenlik kurulu"na tabii ki ihtiyacı vardır. Her ülkenin olduğu gibi...
İlki, bu kurulda askerlerin vazgeçilmez konumu da vardır.
Kompozisyonu, üye dağılımı, teşkilâtın sosyolojisi ayrıntıdır. Ama, önemli ayrıntı.
Buraya girmeyeceğim.
Asıl vurgulamak istediğim şu:
Bir ülkenin karar verme mekanizmasının yapısı ve işleyişi o ülkenin demokrasiye mesafesini de ölçer.
Katılımcı demokrasilerde, devlet, hükümet ve sivil toplum bu sürece iştirak ederler. Kararlar, karşılıklı ikna, oydaşma ile oluşur.
Bırakınız, sivil toplum/hükümet (icra) diyalektiğini; resmi kurumların kendi aralarında bile tartışmalar olur. Dışişleri, Ticaret Bakanlığı ile, o Hazine ile, Hazine Tarım Bakanlığı, o da DPT ile aynı düşünmek zorunda değildir. Karar verme süreci bir "sentezleme" ameliyesidir. Burada milli çıkarlar doğrultusunda kurumlar birbirini ikna eder, tavizler verir.
Ne var ki, Türkiyemizde, bilmem yanılıyor muyum, MGK''nın güvenlik gündeminde askerî tefekkür ile müzakere imkânı pek sınırlıdır.
Konuşamıyoruz.
Yanlış anlaşılma korkusu mu, yoksa farklı mülahazalarla mı bilemiyorum, fikrî alışveriş söz konusu olamıyor.
Alınganlıklar başlıyor.
Bakınız, onca hassas davranmamıza rağmen daha fazlasını yazamıyoruz.

