Kaydet
a- | +A

AB süreci bizim Avrupa Türkleri''nin durumlarının düzeltilmesi için fırsattır. Kullanılmalıdır.

Onlar kendilerini Türkiye dışına attılar, AB içindedirler diye, sorunları yoktur, "kekâh" yaşıyorlar anlayışı doğru değildir.

Batı''ya büyük göçün 38. yılında, onların en önemli meselesi "kimliklerini" koruyabilme ve o hâlle Avrupa''ya entegre olabilme şartıdır. Bu da bizim Kopenhag kriterimizdir. Çok kültürlülüğün mütekabiliyet boyutudur.

Anadil öğrenimi yapılabilmeli. Ama, göçmen Türkçesi ile iktifa da edilmemeli.

Bu dersler yetersizdir. Üstelik, kaldırılmaya da çalışılmaktadır.

Milli kimliğin bir bacağı, dini bilgilerdir.

AİB''nin tesbitine göre Diyanet bu konuda uğraşıyor, fakat din görevlileri ortama hazırlıksızdır.

Anaokulları istemektedir, Avrupa Türkleri.

Asıl önemli olan Avrupa''da kabaran "Yeni Irkçılık"tır.

Federal Alman Anayasayı Koruma Teşkilâtı 1995''te 96 ırkçı dernek ve bunlara kayıtlı 46100 ırkçı üye bulunduğunu belirtmekte.

Nazizmin bir daha hortlamaması için II. Dünya Savaşı''ndan sonra her türlü tedbirin alındığı Almanya''da bu olursa, diğer ülkeleri düşünün siz!

Yeni ırkçılığın (Neorasismus) tüm göçmenlere ve bilhassa Türklere yönelik iki önemli tazahürü, "yabancı düşmanlığı" ve "ayırımcı politikalar"dır.

Maalesef Doğu Almanya''da bu eğilim, birleşmenin verdiği rahat atmosferde daha şiddetli ifade biçimleri buluyor.

Şubat 1999''da CDU, "çifte vatandaşlığa karşı imza kampanyası" ile bu düşünceleri siyasete taşıyor. Tabii, derinden bir popülizm söz konusu.

Avrupa''daki Türkler, seçme ve seçilme hakkı istiyorlar. Onlarsa, onları "yabancı meclisleri" ihdas ederek sözde demokrat görünerek, tecrit siyaseti uyguluyorlar.

Çifte vatandaşlık ilkesinden geri adımlar atılıyor ve maalesef Ankara bu işin takipçisi olmuyor.

Kesin dönüş ve emeklilik konularında zorluklar, formalite bahanesiyle ileri sürülüyor. Türkiye''nin bu konudaki tavrı bu eğilime destek verir nitelikte.

Şöyle ki, kesin dönüş yapan vatandaşlarımıza ödenen sigorta primleri, sadece kendi maaşlarından kesilen primlerdir. Prim iadesi için ileri sürülen şartlardan biri, bekleme süresi içinde Türkiye''de herhangi bir sigorta kurumuna prim ödenmediğine dair bir belge ortaya konmasıdır. Yani, iki yıl süre ile Türkiye''ye geri dönenler hiçbir ticari faaliyette bulunmayacaklardır. Sağlık harcamalarını kendi ceplerinden karşılayacaklardır.

Sonuçta, bu kadar mark Alman makamlarınca kullanılmaktadır.

Türkiye cephesinde ise 55. Hükümet''in kurduğu "Yurtdışı Vatandaşlık Üst Kurulu" fiyasko çıkmıştır.

Türkiye''nin içindeki Türkler de sorunlu, dışındakiler de...

Kısa bir süre sonra Avrupa Türklüğü, pasaportlarını iade ederse, hiç şaşmayacağım.

En önemli insanî ve stratejik değerimizi kaybetmiş olacağız.