Bankacılık yasası nihayet çıktı. TBMM, DGM''lerin sivilleşmesinde yaptığı gibi, Bankalar Kanunu''nu da ucu ucuna yetiştirdi.
Boşuna denmiyor: Türkiye''nin siyaseti sosyal dinamiklerinin hep arkasında seyrediyor.
Kanun, ilk kez bir "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu"nu oluşturuyor.
İyi bir tasarruf: Kaotik bir kapitalizm yerine denetim lâzımdı. Kurul da bunu sağlıyor. Ama, bu denetim "özerk" değil, hükûmete bağlı.
Bir yandan devleti ekonomiden çıkaralım diyoruz. Öbür yandan, tekrar siyasi telkinlere açık bir kanaldan devleti hakemliğin ötesinde bir mevkiye getiriyoruz.
Aslında bankacılık sektöründe bankalar da müşteki, ekonomi de.
Reel faiz ve enflasyonun yüksek olması, kredilerin "fahiş"liği nedeniyle yatırımcıyı bezdirdi.
Ve bugün yatırım yapan "babayiğit" kalmadı.
Vergi Yasası, bu birleşik faizlerle kol kola girerek, işadamını bunalttı.
Daha kötüsü, daha önce yatırım yapan da yandı. Adam yatırımını yapmış. Ne var ki, işletme sermayesinde "sıcak para" gerekli. Bunu da kredi ile sağlayacak. Kısa vadeli kaynak tıkanması ile karşılaşan işletmeci, daha üretime geçemeden spot kredilerin faizleri ile karşılaşıyor. Ve böylece bankalarla ihtilafı başlıyor.
Bankaların ortamı belli. Onlar da esniyemiyor.
Aslında sıkıntı şu: Bayındır Holding İcra Heyeti üyesi Sn. Fehmi Gültekin''in bize aktardığı gibi, "Türkiye, ekonomik anlamda kabına sığamıyor."
Başka bir deyişle, yatırım yapmak istiyor, tıkanıyor. Mevcut sistem, ekonomik canlılığın dinamiklerini kelepçeliyor.
Pekiî, müsebbibi kim?
Bakınız, devlet, kamu bankaları ile mevduatın yüzde kırkını elinde bulunduruyor.
Özel sektör kredi ihtiyaçlarını ya kendi kurdukları bankalardan karşılıyor, ya da diğerlerinden.
Devlet topladığı parayı ise özel sektöre atılım için kanalize etmiyor ki. Bütçe açıklarını kapatıyor. Faizlerini ödüyor. Bunu yaparken bir de halkın tasarrufunu kendine celbediyor. Bu şekilde, iki makasla, özel sektörün yatırım imkânları daralıyor.
Asıl bu derde devlet veya siyaset neşter vurmalı.
Gültekin''e göre, kamu bankalarına bu mevduatları reel sektöre kullandırma yönünde yasal teşvik getirilmeli. (Belki belli bir oran) Hatta, önceliklere göre sektörel tercihler de söz konusu olmalı.
Kamu bankalarının devletin mali plasmanına tabi kılınması "mecburiyeti" giderek terk edilmeli.
Şimdi diyeceksiniz ki, o zaman devlet borçlanmadaki sıkıntıyı nasıl aşacak?
İsterseniz o tedbirleri de bir başka yazımızda işleyelim.

