Uzmanlarla konuşuyoruz. Sizler için araştırıyoruz.
Maalesef, haberler iyi değil. Türkiye, deprem kuşağında. İstanbul ise en riskli bölgelerden biri. İşte, bu son noktada depremle ilgili disiplinlerdeki araştırmacılar ayrılıyor. Kimine göre, kırıla kırıla Doğu''dan Batı''ya doğru göç eden Kuzey Anadolu Fay Hattı''nın en stres yüklü kısmı bize doğru yaklaşmış vaziyette. Bu hat, yarınla otuz yıl içinde hareketlenebilir. Hatta, bu hat kuzeye doğru da bir kırık verme ihtimalinde. Öte yandan, bir grup araştırmacı, hayır diyor. Buradan fay hattı geçmiyor. Depremin böylesine bir enerji depolaması için bir yüzyıl daha gerekli. Doğrusu, ihtimaller içinde evhama kapılmadan tedbirimizi almalıyız. Almalıyız da, bu son 17 Ağustos 1999 depremi ile ilgili net bilgileri, nihai analizi, ancak bir yıl sonra (araştırmalar neticesinde) alabileceğiz. "Depremin yasalarına göre" hayatımızı kurmak mecburiyetindeyiz. Ama, bu da en sıkı çalışma ile yıllar alacak. İTÜ''den Doç. Dr. Tuncay Taymaz, önemli bir raporunda "yıkıcı depremler gelecekte de olacaktır ve bugün depremlerin önceden belirlenmesi (kestirilmesi-tahmini) çözümlenememiştir. Gölcük Depremi maalesef geliyorum... diyerek bir takım ciddi uyarıları ile geldi. Fakat sanırım ilgisizlik ve bilgisizlikten dolayı can ve mal kaybı çok olmuştur" diye yazıyor. Yazdıkları "okuyana" hüzün veriyor. Taymaz, öncelikle yapıların durumuna dikkat çekiyor. Hükümetler kendi koyduğu inşaat şartnamelerine uymalı ve uyulmasını sağlamalıdır. Belediyelerin işbirliği önemli. Sivil toplumun bilinci önemli. Eğitimi önemli. Taymaz''ın vurguladığı bir acı nokta da şu: "Türkiye''de modern anlamda deprem istasyonları ağı yok" Ama, acilen ihtiyaç da var. Devamla, Taymaz, "betonarme çılgınlığı"na da dikkat çekiyor. Mümkün olduğu kadar az katlı, hafif malzemeli (kütük) evler yapmalıyız. ABD''de deprem riskli California veya Japonya gibi. Ama gel gör ki, Türkiye''de para hırsı bunu engeller. Konut politikamız, şehirleşme siyasetimiz bu çerçevede nasibini almalı diyeceğim. Ne var ki, sosyal bilimci olarak insana değer veren bir zihniyet hakim olursa, düzeliriz ancak diyeceğim ki, bunun egemenliğini beklemek ham hayal. Bizi betonarme kibrit kutusu gibi kaba, çirkin binalara hapseden iktisadi zaruret ve hırs kısa dönemde sistemdışı bırakılabilir mi? Desenize millet korku ile yaşamaya mahkum! İlginç olan şu, 2000''e girmeden en büyük sorunumuzun "bilgisayar kıyameti" olacağı düşünülüyordu. Bilgisayarların 2000''e geçilmesiyle "çarşaflayacağı" ve bu arada trafikten, banka hesaplarına kadar her şeyin altüst olacağı bir sanal afet yaşanacağı konuşuluyordu. Buna 2000 Sendromu deniliyordu ve 2000''e "uyumlu" sisteme geçiş için sivil toplum ve kamu "hazırlıklı" mıyız tartışmasına girişmişti. Buyrun, 2000 olmadan sendromunu adeta kara mizah gibi gölgeleyecek deprem geldi. Keşke, 2000 uyum sorununa eğildiğimiz kadar depreme uyum için çalışsaydık.

