Ben size ne dedim? İşinize, gücünüze bakın. Çankaya''yı kendinize dert etmeyin. Ülkemizde devlet güçlüdür, kendini kime teslim edeceğini "bilir".
Krizmiş, sürprizmiş; boş panikler/evhamlar. Şimdi, gelin cumhurbaşkanlığı için düşünülen kişilere değil, kariyerlerine bakalım.
Tercih, isimde, kişilikte değil.
Ardındaki tüzelkişilikte. Kurumda.
Hadiseye böyle bakın. Adlar yarışmıyor, kurumlar yarışıyor. Daha doğrusu, kurumların ardındaki felsefeler kapışıyor. Seçim o eksen üzerindedir.
İşte bu mantık ışığında konuya eğilirseniz, görülmez mi? Yani, devlet kendini bir "üniversiteliye" emânet eder mi? İster böbrek, ister çalışma hayatı profesörü olun, YÖK''ün marifeti ile akademianın hangi hâlde olduğu malûm iken, bir öğretim üyesinin Cumhurbaşkanı olmasını tahayyül edebilmek siyasi realizmden pek uzak kalmak demektir. Evet, uluslararası konjonktür gereği 60 ile 80 arasındaki cumhurbaşkanlarımızın Çankaya öncesi kariyerlerinin tüzel kişilikleri 2000 seçiminde sözkonusu değil ama, bu tercih paketine üniversiteyi dahil edecek kadar da ulusal konjonktür esnemedi, liberalleşmedi.
Ya Meclis içi aday formülü?
Meclis, milli irade? Efendim, siyasi hesaplar var. Zirvede bölüşüm Demirel''le devam diye kurgulanmıştı. Bu ortamda MHP''yi nereye konuşlandıralım? En iyisi dışarıdan aday mazeretleri. Bana hiç inandırıcı gelmiyor. Meclis''in açık ve yakın tehlikelerle mücadelede aksadığının söylendiği bir ortamda zor. Sonra, Clinton, o Meclis''te Türkiye''nin değişimini önerdiği vakit, ayakta alkışlanmıştı. Bize değişim değil, istikrar lâzım. Meclis içi bir aday, değişim ihtiyacına cevap vermeye kalkarsa?
Geçiniz.
Bir ara Dışişleri mensubu sözü dolandı. Bizim sağcılar, olmaz, monşer istemeyz diye seslerini yükselttiler. Güldüm içimden.
Dışişleri, dış tepkilere duyarlı bir kurum.
Efendim, insan hakları imajımız, demokratikleşme olmazsa bizi AB''ye almazlar diyebilen bir konumda.
Üstelik, bunları da "kendim için istiyorsam nemerdim" diyecek pozisyonda. Yani, bunları savunduğu vakut çokkültürcü, post-modern, liberal demokrat marjinallerden olmuyor.
Şansı?
Yok.
Ve işte son anda Sezer''in adı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı!
Ha şöyle! "Devlet adamı-denge Adamı".
Anayasa, mevcudun ifadesi. Onu koruyan bir müessesenin başkanı.
Devletin temeli.
Siyasetin yaptıklarını murakabeye alan bir kurumun başkanı.
Şimdi oldu.

