Millet iktisat biliminden bîhaber diye kimse kimseyi kandırmasın. Bence hükûmetin birinci ve tek amacı "devletin borçlarını ödemek." İç ve dış...
Kalkınma, gelir dağılımındaki adalet, büyüme vs. geri plandaki hedefler.
Koalisyon "canhıraş" bir şekilde kendini bu emele kilitledi. Eğer bunu başarırsa, diğer hedeflere de otomatikman ulaşılır diye düşünüyor.
Hem haklı, hem haksız.
Haklı; çünkü başka çıkar yol yok. Yâni, deniz bitti. Borcu da borçla ödeme imkânı yok.
Haksız; çünkü Osmanlı, İttihatçılar''ın "millî iktisat" siyasetlerine rağmen iç ve dış borcunu ödeyemeden tarihe çekildiydi.
Herkes, her şekilde şu borcu, yarınki nesillere bırakmadan seferber olmak "patriotizmi" ile başbaşa bırakılıyor.
Dedelerin, babaların borcunu ödemek için kendilerini, hatta çocuklarını fedâ edecek bir nesil olmak misyonu biçildi bize.
Bir kere bunu idrâk edelim.
Başarabilir miyiz?
Ben karamsarım. Çünkü, Türkiye -şu veya bu şekilde- yolsuzluğa dayalı bir ekonomik modeli büyüme için seçtiydi.
"Ülkeye para girsin de..." diye başlayan müsamaha neticesinde kara para, menşei bilinmeyen yabancı yatırım, kayıt dışı, hayali ihracat sistemin ayrılmaz parçaları -çarkları- oldular.
Buna karşın hayatı idame -sürdürülebilir hayat- için, adetâ gayrımeşru bir dayanışma mekanizması gibi bahşiş, rüşvet ve yolsuzluk da toleransla karşılandı.
Mafyacılık bu iklimde yeşerdi.
Şimdi, bu kısır çemberi Türkiye kırabilir mi?
Tüketim sarhoşluğu, teşhircilik ve paparazzi kültürü ile bireycilikten kamusal insana varabilmemiz bence imkânsız.
Ama, bir gelişim var.
O da artık dünya "yolsuzlukla mücadele" için bayrak açtı. G7''ler, OECD, Dünya Bankası, Saydam Enternasyonal "40 Emir" adını verdikleri bir siyaset belgesini imzaladılar. Mesela:
-Bir ülkede yolsuzluk varsa, o ülkeye borç verilmeyecek.
Yâni, yolsuzlar "ligi"nden çıkmak zorundayız. Bu ligdeki yerimizi biliyor musunuz?
Dünya Bankası, finansörlüğünü yaptığı projelerde yolsuzluğa da izin vermeyecek!..
Uluslaraşırı şirketler ve yabancı sermaye girdikleri ülkelerde rüşvet veremeyecek.. (Eskiden bunu vergiden düşebilirlerdi.)
Neticede Türkiye kemer sıkıp, borç ödeyecek; ama bu açığı telafi (!) edecek "ekstralardan" mahrum olacak!.. Bu nasıl olacak?!..
Zaten, siyasettekiler kendi projelerimizle, iç imkanlarımızla kalkınmadan ümidi kestiler ki, Dışişleri ve DPT''nin yaptığı 2020 projeksiyonlarında iktisadî yükselişi Türkiye''nin "uluslararası enerji terminali" olmasına bağımlı sayıyorlar. Yani, "dış" imkanlara.
Bakü-Ceyhan vs. diye başlayan uluslaraşırı projeler "tahakkuk" ederse, o zaman "yeşil ışık" tünelin ucunda gözükecek!..
Bunun için ise dışa bağımlıyız.
Dış politikamızın kaçınılmaz açmazı budur işte!..
Türkiye, jeo-ekonomisini, hidro ve petro politikasını satarak içte kalkınmasını tamamlayabilecek.
İyi vallahi!
Nasıl Türkiye''de "demokratikleşme" için AB üyeliğini şart görüyorsak, kalkınmamız için de küresel âlemin menfaatine bağlıyız.
Acı gerçekleri milletten gizlemeyin!..
(Not: Bu yazımı kesip saklamanızı öneririm.)

