Türkiye, engellilere ilişkin her türlü uluslararası sözleşmelere imza attı. Mevzuatımız da fevkalade!
Toplu olarak bakılınca, ülkemizin, Sami Bey''in deyimiyle hayli "çağcıl" olduğunu iddia edebiliriz.
Başka bir deyişle, muasır medeniyet, engellilere ayırımcılık yapmıyor. Tam aksine, onları hayatın genel akışına "kaynaştırmak" için gerekli uygulamalara girişiyor.
Bazı takviyelerle fazla zorlanmadan sorunlar çözülüyor.
Ne var ki, görüyoruz. Ülkemizde, kaç olayın ekrana utanç vesilesi ile vurması ile birlikte, bölücülük yapılıyor.
Engelli öğretmenlere geçit verilmiyor.
Yılın başından beri engelli çocuğunu okula aldırmada veliler sıkıntı çekiyorlar.
Ya müdürler, ya öğretmenler, ya da diğer veliler çocukları sınıfta istemiyorlar.
-Siz alın çocuğunuzu, "ona uygun" koşullarda yerler var. Onlara yazdırın.
Diyorlar!
Yani, zihniyet olarak, hayli gerideyiz.
Zihniyet değişmedikçe, uygulamadaki tecrit sistemi sürdükçe, yasalar alaya alınıyor.
O zaman bu yasaları çıkarmasaydınız.
Sivil toplum ise bu konularda duyarsız.
Laiklik elden gidiyor, bizim sivil toplumun yegâne endişesi.
Medeniyete "layık" bir toplum olalım kaygısı kimsede yok.
Oysa ki, engellilerin varlığı, hangi platformda olursa olsun, o mekâna "insancıllık" sağlayan en önemli etken.
Üstelik, engelliler, bu engellerini, imkân ve fırsat tanınırsa, aşabiliyorlar. Kendilerini ispat edip, hiç de sıradan insanlardan geri kalmadıklarını gösterebiliyorlar. Görene... Kaldı ki, medeni alemdeki örnekler, bu bilgiyi sosyal laboratuarlarından size aktarabilirler.
Bu yazıyı niye yazıyorum.
Bir olay içime işledi. Bizim Emir Turam''dan nakledeceğim. Emir, işi dolayısıyla, topu (sporu) kalemiyle kovalayanlardan.
Bir spor olayı dolayısıyla yurt dışında uluslararası bir turnuva izlemeye gitmiş. Bir bölümünde engelli gençler yarışı varmış. Gençlerin hepsi Down Sendromlu. Koşu başlamış. Ne var ki, yarı yolda koşuculardan biri tökezlenip, yere düşmüş.
Ne beklersiniz. O çocuk diskalifiye. Diğerleri devam.
Hayır, öyle olmamış. Bütün atletler durmuş, geriye dönmüşler, çocuğu yerden kaldırıp, o halde, onu da aralarına katarak, yarışa kaldıkları yerden devam etmişler.
"Tribünlerde hepimiz ağladık" diyor Emir.
Tabiî, alkışları anlatmaya gerek yok.
İşte bu. İnsan bu. Böyle ruha sahip oldukları için biz onlara "engelli" diyoruz. Yuh bize!..

