Kaydet
a- | +A

Türkiye İslam Konferansı Örgütü''ndeki "Genel Sekreterlik" makamını alamamış.

Aday olduğu halde seçilememiş.

Yasaya aykırı olarak aynı ülkeden, aynı kıtadan ikinci kez biri belirlenerek gerçekleşmiş seçim!..

Ankara''nın itirazı da kabul edilmemiş.

Açıkçası, bizi istememişler!

Pekii, biz niye istedik ki!.. Hem de bu yönetim tarafından?!..

Samimi olmak lazımdır!

Ben, küreselleşme çağında farklı kimliklerle çeşitli uluslararası örgüt üyeliğinin artık yadırganmayacağını düşünüyorum eskisine nazaran.

Başka bir deyişle, Türkiye AB üyesi de olur, İKT genel sekreteri de. Türk Dünyası ile de entegrasyon yapar, Rusya ile pakt da imzalar.

Burada önemli olan üye olunan uluslararası kurumların dışlayıcılığı veya çelişkileri değil; üye olmak isteyen ülkenin kendi içindeki samimi standartlarıdır.

Türkiye artık Kuzey/Güney, Doğu/Batı arasında seçim yapıp; birine ahde vefa eyledi diye diğerini dışlaması gibi bir kısıtlayıcı etkenden azadedir.

Ancak, Türkiye yönetimi kendi sınırları içinde kendi ülke yurttaşlarına bile irticada mücadelede mütedeyyin ayrımını yapabildiği intibaını verememiştir.

Tahrik, terör, Hizbullah veya kaynağı ne olursa olsun, buna tepki olarak oluşan 28 Şubat, bazılarımızı korkutmuş, gücendirmiş ve üzmüştür.

Lütfen, bunu peşinen kabullenelim.

Bu süreçten çıkıldığına dair kuşkuları olanlar vardır, bu ülkede.

Bu halle Türkiye''nin adaylığı dahi söz konusu olmamalıydı.

Evet, İKT, bir teolojik şûra değil, irtica enternasyonali de değil. "Devletler" arası bir kuruluş. Hükümetler iştirak ediyor. Ve bu hükümetlerin bazılarını onlar ilan etseler bile İslami saymak mümkün değil. Ama, ona rağmen olmadı işte!..

Olurdu, olmasına!

Clinton''ın TBMM''de kimlik idealimizi vurgularken dediği gibi "Türkiye laik ve demokratik müslüman ülke" olabilseydi! O zaman olurdu!..

Model budur.

Ve bu model, İKT''ye üye ülkelerce de takip edilir. Yeter ki, tarihin, coğrafyanın ve kültürün meydan okuyuşunu Türkiye, üreticiliği ile sentezleyebilseydi!..

Japonya''nın göbeğinde, Tokyo''nun en muhteşem yerinde, onca sene gayret edip, canını dişine takıp Diyanet ile cami kuran Türkiye bu vizyonu oluşturamaz mıydı?

Tabii, adaylığımızın reddinde başka sebepler de vardır. Klasik veya konjonktürel. Ama, ne olur, bunların arkasına yatıp, kendi hatalarımızı, stratejik ve taktik, görmezlikten gelmeyelim.

Aynaya bakalım.

Cesur olalım.