Özal''ı Başbakanken de, cumhurbaşkanı iken de eleştirdiydim. O yazılarımı bugün okudukça yine aynısını yazardım, diyorum.
Türkiye''nin bugün "sorun" diye gördüğü vakıalarının çıkış noktası da belki o günlerdi.
Kaynağı Özalizm''di.
Ama, bir gerçeği de vurgulamak, hattâ teslim etmek isterim.
Özal bizi bugünler kadar "germedi".
Onun yıllarında toplum ve ülke olarak bu kadar gerilmediydik!
O günler bugünden daha muhataralı gündemlere, süreçlere haizdi.
Özal''ı, "gerecek" her türlü unsur önüne çıkartılıyordu.
Ne var ki, iyi boğuşmuş.
Şimdi anlaşılıyor ki, ne kendini kahretmiş, ne de milleti germiş.
Onun zamanında tabular kırılıyordu, kompleksler aşılıyordu; bazı "şey"ler tartışılabiliyordu.
Rahattık. Eleştiriden kendisi dahi muaf değildi.
Şimdi öyle mi?
Endişeli, karamsar, güvensiz bir toplum.
Bürokrasiyi bile uyaramıyorsunuz.
Ne olacak? Endişesi ile suskun insanlar.
Elle tutulmaz, gözle görülmez bir tehlikenin korkusu sinmiş içimize.
Her gelen "gerginliğe son vereceğim" diye geliyor. Yine millet, o psikozdan çıkamıyor.
İktisadî sıkıntı, enflasyonla mücadelenin acı reçetesi, depremin yaraları değil bu.
Liderlere bile sinen asık yüzlülük...
Ne oluyor bize?
Kimse soramıyor.
Bir yanda yazın bile düşmeyen tansiyon, öte yanda paparazzi programlarıyla avutulmaya çalışılan halk.
Gece hayatına meraklı, göbek atmağa teşne bir kitle.
Umurlarında mı dünya?
Hiçbir zaman böyle vurdumduymaz olamadım.
Son içten güldüğüm gün üniversite yıllarımda idi, herhalde.
Biliyorum ki, çok kişi benim gibi.
Ne yaptınız bu millete?
Özal''ı arayacağımızı hiç düşünemezdim!
Ne var ki, o günlerdeki nefes alışı arıyoruz.
Şimdi, göğsümüz tıkanıyor.
Hem, onun döneminde eleştirilenlerin bugün dozu kaçmış bir şekilde sürüyor, hem de onun döneminde iyi diye addedilen şeylerin yerinde yeller esiyor.
Bu işte bir "gariplik" var.
Gariplik de bize, halka düşüyor.
Bırakınız yolsuzu, arsızı; o dönemde dürüst bile daha "iyi" durumdaydı.
Papatya olmayan bile bugüne kıyasla daha mutluydu.
Ne oldu bize?
Halk aynı halk da...

