Kaydet
a- | +A

Helsinki zirvesinde acaba Türkiye''ye yeşil ışık yakarlar mı diye aldı ülkeyi bir merak ve telaş!..

"Aman, bu son dönemeç" diye tasadan sanki karnıyarık gibi ortadan çatlayacağız.

Önce klasik (Ortodoks) sağcı ağzı ile diyeyim.

- Siz, AB''nin Türkiye''yi üye olarak kabul edeceğine inanıyor musunuz?

Sonra, aykırı (heteredoks) sağcı ağzı ile diyeyim.

- Acaba biz AB talebimizde samimi miyiz?

Bir kere, İslâmi kesim pek istemiyor.

Nasyonalistler de kezâ. Ben AB''nin yerinde olsam, "Aldım yahu" derim bir kez de ondan sonra seyrederim Türkiye''nin kaçışını...

İçtenlikle davranalım. Bizde en laik, en ilerici, en Batıcı olanlarımız bile AB üyeliğini istemiyorlar.

İlkin, AB''nin yerel dillerden başlayıp, azınlık haklarına kadar farklılığa etnik açıdan getirdiği özgürlükler var. Bunu kabullenebilecekler mi? Razılar mı?

İkincisi, AB''deki laikliği biz uygulayabilecek miyiz?

Yargıtay Başkanı laiklikle ilgili olarak o 6 Eylül açılışında AB standartlarını ortaya koydu.

"... Orada devlet ile dinin karşılıklı özerk statüleri vardır" mealinde açıklamalar yaptı.

Ardından malum çevre yeri göğe indirdi.

- Vay efendim, Sami Selçuk dini eğitimi tarikatlere mi teslim edecek?

Adam size Avrupa''daki "hali" söyledi.

Dini eğitim serbesttir, bilmiyor musunuz?

Ama, denetlenir.

Selçuk, vakıayı arzetti. Denetlenmemeli de demedi.

Ve sormadı:

- Beyler, AB''ye girelim diyorsunuz. Girdiğinizde Avrupa normları ile bir laikliğe evet demek mecburiyetinde kaldığınızda ne yapacaksınız?

O otonomiyi "bahşedecek" misiniz, diye sormadı.

Ben soruyorum ve cevap bekliyorum.

Ve diyorum ki, aslında biz AB ile "birlikteliğimizden" memnunuz. Gümrük Birliği gibi nikahsız, resmi olmayan bir ilişki türü yetiyor bize... Çünkü, hem onlarla ticaret yapıyoruz, hem de etnik ve dini tehlikelerin istismar edeceği sosyal ve siyasal normlardan uzak duruyoruz.

Bu da bir tür ekleme Batıcılık oluyor, kime ne? Yani, dün eğitim, bayındırlık ve iktisadi konularda Batılı ölçülerde reformlar yapan, ancak siyasi açıdan Avrupalılaşmaya karşı çıkan II. Abdülhamid''i yermenin ne alemi var o zaman?

Açıkçası, bizim AB talebimiz "dışa dönük" bir hedef değilmiş gibime geliyor.

Olsa olsa içe yönelik bir ideolojik duruş.

Nasıl fay hatları bile bizi Avrupa''ya doğru iteliyorsa, biz de Batılılığımıza toz kondurmamak için "işte, hep o yoldayız" diye birilerini -onlar kimse- kandırıp duruyoruz.

Aslında AB de haddizatında kanmıyor da, o da nezaketen "Bugün git, yarın gel" kabilinden oryantal bir metodla bizimkilerin oyununa işbirlikçilik yapıyor.