Kaydet
a- | +A

Şöyle akademik dergilere, kitaplara, hattâ TV programlarına -yurt dışında- göz atarsanız, herşeyin başına bir "post" giydirdiklerini göreceksiniz. En basitinden Soğuk Savaş sonrası için "post" dehşet dengesi günleri. Post-modernizm, Post-Sanayi Toplumu, Post-Militer Çağ vs. vs. Şu post; ötesi, sonrası manasına geliyor. Bir kopuş mu, yoksa şekil değiştirip "geç", diyelim, Kapitalizm gibi statüde devamı mı sosyologların duruşuna göre değerlendiriliyor. Belli ki, şu post sayesinde değişimin altı çiziliyor. Pardon, değişim de dememek lâzım. "Dönüşüm". İlginç bir zaman yaşıyoruz. Bilincinde olmak lâzım. Süreçlerin bizi nereye götüreceğini bilmiyoruz. Dinamikler sonunda nereye kaybolup, önümüze hangi resmi çıkaracaklar kestiremiyoruz. Bir durağa varsak bile, kalıcı mı, geçici mi, teoriler hep değişkenlik sunuyorlar. Onun için geleceğe göre hâlimizi tasvir etmek yerine, geçmişe bakarak, post-itleyerek tanımlıyoruz. Aspirin tableti gibi "efervesan" halinde bir yer küre vatandaşı olduk! Sorunumuz da şu önümüzü görememek. Bunalımlar, tarihte bundan çıkar. Şahsi veya kolektif; milli veya evrensel çalkantılar içindeyiz. Yine de değişmeyen bir şey var. O da post. Daha doğrusu "post kavgası". Altından halı çekilirken, postun olmuş ne yazar?.. Aslında özdeyişi değiştirmeli. "Posttan dost olmaz" demeli. Gerçi, şu dünya halinden çok çekti, "post"undan daha iyi bir "fileto" çıkarmak sivil toplumun işi. Tabiî, sivil toplum sivilleşebilirse...

Sayımmış!.. Yok Tunca bey ne derse desin! Olmadı, bu iş!.. DİE gibi doğru dürüst bir kurum bile bu işi kıvıramadı. Evdeki tuvalet sayısı için mi ödedik 30 trilyonu!.. "İş arıyor musunuz?" Evet, öğretim üyesi maaşı ile geçinemiyorum. TV''den öğrendim. İş arıyorum. Her işi yaparım abi. 30 trilyon! Biz üniversitede Avşar''ın beğenmediği araştırmacılar olarak anket için üç kuruşluk finansör bulabilir miyiz diye yırtınırken, devletin böylesine bir veri tababınını ibiş sorularla hebâ etmesi içime oturdu, vallahi. Sayım için birkaç hoca size soru tesbitinde yardımcı olamaz mıydı. Üstlik, Prof. Toskay da bu işi bilir hani!.. Af!.. Daha 19:00 olmadan millet kendini sokağa atıverdi. Ne yasak dinleyen var, ne ceza!.. 18:30''da Boğaz köprülerinin üzeri vızır vızırdı. Polis seyretmekle yetindi. Bekledim ki, sayımdan sonra Adalet Bakanımız ekrana çıksın ve desin: -Ey ahali! Bir gün değil, yarım gün kapalı kalmaya tahammül edemediniz. Umumi affa niye karşı çıkıyorsunuz? Anlayın, içeridekinin hâlini!.. (Zaten ardından olaylar çıkıverdi. Şakalıktan çıktı.)