Kaydet
a- | +A

Hükûmetin muhtemel ortakları, doğru bir adımla, liderlerin zirvesinin ardından protokol çalışmalarını her üç partiden oluşan komisyona havale ettiler.

"Milliyetçi ANASOL" diye adlandırılan bu mutasavver iktidar için kollar sıvandı ve bazı temel konularda anlaşma sağlandı.

Sırada "uzlaşma" bekleyen ihtilâflı alanlar var: Türban, pişmanlık yasası ve kadrolaşma. Pişmanlık Yasası, PKK''yı çökertmek ve belki de Öcalan davası sırasında çılgınlıkları önlemek için gerekli görülüyor. Ancak, kamuoyu ve özellikle şehit aileleri "yaptılar, yıktılar, yanlarına kâr kaldı" tutumundan şikayetçi. Haklılar. Tek çıkar yol, kapsamını daraltmak.

Dahası, şehit ailelerinin maddi-manevi gönlünü almak. (Not: Ben şehit ailelerine yapılanın yeterli olduğuna inanmıyorum. Ülkenin bir kısmı keyifte, bir kısmı onlar kebap yapsın diye canını vermiş, kabirde. Siz, külfetin ve nimetin eşit dağıtıldığı, ülke için kaytarmacılığın, vurgunculuğun değil de fedakârlığın prim yaptığı bir ülkeyi üretemezseniz, şehit ailelerinin gözyaşları dinmez ve oğlumuz ne için, kim için öldü diye sormaya devam eder. Tabii, bu aşamaya getirmek kolay değil. Ama, MHP''nin yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelesi can yakmalı ve arsızlarla hırsızlar hesap vermeli, kısacası onlara yönelik bir "pişmanlık" sistemi olmamalı. Şehit ailelerine o zaman "işte, benim vatanım" dedirtecek ülke kurulmalı, yeniden...) Diğer ihtilâflı arazi "kadrolaşma" konusudur.

DSP, kıyım yaptı deniyor. DSP, bürokrasinin ülkücüleştirilmesinden korkuyor. Her dönemde iktidarlar kendi yandaşlarını kayırırlar. Hiç olmamalı. Ama, oluyor. Ehliyet ve liyakat esas olmayınca, kaçınılmaz.

Herkesin suçu var. Bazı memurlar tarafgir davranıyor, davranmıyor mu? Şahsi görüşün, felsefen ne olursa olsun, onu kamu alanına taşıma, birader.

Öte yandan, MHP başka bir konuya hiç girmiyor. O da şahsi, ailevi bağları nedeniyle potansiyel irticacı diye addedilerek kızağa alınanların dramı.

Kişi de burada bireysel alanla/kamusal alan arasındaki yalıtılmışlığa riayet etmiyor, devlet de... Olan arada kalanlara oluyor. Bu mesele kısa zamanda çözülemez, zaten. Türban ihtilâfı da böyledir. Asıl dertli konu da budur.

Türbanı inandığı için de takan var, siyasi simge olarak bağlayan da var. Burada her yerde türban diyen de var, hiçbir yerde zinhar diye tutturan da var. Kamu alanı "nötr" kalmalı. Siyasi simge olarak kullanıldığı ölçüde, inancı uğruna takanları ayıramayacağınız için kamu alanında kısıtlamayı kabul ediyoruz.

Sosyal alan farklıdır. Başörtüsünü inananlar sosyal alana çıkarken giyerler. Serbest olmalı. Kanuni olarak üniversitede türban yasak.

Ama, öğrenci için kampüs bir sosyal alandır, kamu alanı değil. MHP''nin bu yöndeki uzlaşma önerisi, orta yoldur, doğrudur, tavizi yoktur.