Sadece bize özgü değil. Fakiri de, zengini de aynı dertten mustarip.
Dünya küreselleştikçe, ekonomi politik de değişime uğruyor.
"Büyüme, istikrar ve adaleti nasıl sağlayacağız? Sorusu gelişmişleri de, gelişmekte olanları da bunaltıyor.
Meseleyi küresel eksende değerlendiremezsek, yandık.
Onun için dünya ekonomi politiğinin gidişini iyi kavramak gerekiyor.
Büyüme, artık ticarette. Onun için engelleri, korumacılığı kaldırmaya çalışıyorlar.
Büyüme, ticaretten de ötede uluslararası direkt finansın ülkenize girmesinde.
Onun için "buyrun gelin" zihniyeti ile kapital akışını liberalleştiriyorlar.
Etmeseniz de, İletişim Devrimi, aynı süreci sanal alemde, siberuzayda gerçekleştiriyor.
Yabancı yatırım cazip geliyor.
Ama, girişi iyi. Çıkışı kötü. Hele ani çıkışı finans krizlerine neden oluyor.
Ülkeyi perişan ediyor. Bu da işin gerçeği.
Onun için hem Küresel Toplum, uluslararası finans sisteminin mimarisini, krizlere karşı yeniden yapılandırır ve bu cümleden IMF de nasibini alırken; hem de tek tek ülkelere dönüp finans (bankacılık) sisteminizin altyapısına sıhhat kazandırın diyor.
Ülke için yeniden yapılanma, küreselleşme ışığında liberalleşme felsefesiyle üretiliyor.
Özelleştirme bunun ayrılmaz parçası.
Ne var ki, Türkiye''de özelleştirmeler yolsuzluk ekonomisine bulaşmış.
Ya da özelleşen şirketler kendini idare edemeyecek hâle gelip, imdat bayrağını çekiyor.
Sosyal güvenlik sistemleri onarılacak.
Doğrudur, refah toplumu, devletin ekonomiden çekilmesiyle tarihe karışabilir.
Ancak, sivil toplum ekonomik haklarını savunsun, deniyor.
İşçi, memur, dar gelirli için bu uyum merhalesinde, merhamet yok. Kısa dönemde acı çekilecek; ancak uzun dönemde kazançlı çıkacaksınız. Popülist davranırsak, sizinle birlikte gemi batacak, deniyor.
Enflasyonu olan, hele bu boyutlarda olan neredeyse yegâne ülke kaldık.
Bu düşecek.
Dahası, borçlar ödenecek.
Afrika''nın müflis ülkelerinden değiliz ki, ertelemeye, silmeye gitsinler.
Gelir dağılımındaki adaletsizliği söylüyorsunuz. Onlar da size BM''nin kalkınma endeksini, insani kalkınma kriterlerini sunuyorlar. Bakıyorsunuz, o kadar da kötü değilmişsiniz.
Kapitalizmin insanî yüzü? Diyorsunuz, bekle diyorlar.
Bekliyoruz.

