Kaydet
a- | +A

Önce Hülya Avşar''ın daha sonra İbrahim Tatlıses''in "mahremiyetleri", kamusal alana sıçradı.

Her ikisi ile ilgili haberler, izlenme rekorları kırdı.

Demek ki, halkımız, diğer maddelerin yanında, bunlara aşırı ilgi gösterdi.

Onların derdini, derdi belledi.

"Bana ne?" diyemedi. Halkımız için bir süredir yaşadığımız "demokratikleşme diyalektiğindeki gel-gitler" ve yan iktisadi krizin musalla taşından önce aşılıp, aşılamayacağı tartışmaları o kadar rating/tiraj toplamıyor.

Çünkü, bunlar kamusal sorunlar. Ülkenin umumi menfaati...

Kamusal sorumluluğun yerini bireycilik alırsa, herkes gemiyi değil, kendi tahlisiye sandalını kurtarmayı düşünür.

Birey olamadan bireycilik yaptığımız için, kişi hak ve hürriyetlerini istismar ederiz, biz.

Sosyalleşemeyiz de. Apartman idaresine katılmadan içtinap eden, komşularla didişen bizler 65 milyonluk bir gökdelende nasıl "milletleşiriz?"

Kamusal alan, bizim bireyciliğimizi teşhir edeceğimiz bir karnaval sahnesidir. Kendi kişiliğimizi "simgelerle" kamusal alanda teşhir edip, bireysel ideolojimizi yani mahremiyetimizi toplumsallaştırmaya çalışırız.

Kıl, giysi, takı aksesuarlarıyla.

Kamusal alan, ortaklıkların oluştuğu, üretildiği bir sentezleme vadisi değil, farklılıkların dövüş arenası haline gelir.

İşte, aynı kamusal alanda bir süre sonra bastırılan kamunun sessiz seyircileri haline geliriz.

Elalemin mahremiyeti, kamusal alanda teşhir olundukça milli meselelere dönüşür!

Tatlıses''in Asena ile ilişkisi, sizin devletle ilişkinizden daha fazla önem kazanır.

Kaya''yı Avşar kızının affetmesi, maaşınızın artışındaki hayal kırıklığını giderir.

Uyuyan, avutulan, afyonlanan bir toplumsunuzdur, artık.

Sonra bu ülkede "katılımcı demokrasi" olacak, ha?

Kamusal alanın böylesi "meatmorfoz"u, kamusal aktör ve örgütlerin de "medyatikleşmesine" neden oluyor.

Onlar da "oynamaya başlıyorlar."

Kamu önünde birbirleriyle kavga eden devlet birimleri, bürokrasi dalları kaç zamandır bizimle.

Kurumsal mahremiyet de kalmadı.

Bu tür atışmaları ben pek "şeffaflıkla" da bağdaştıramıyorum.

Demokraside saydamlık bu değil herhalde.

Not: Bu yazıda Sibel Can''ı unuttuğum için özür dilerim. Uluslararası magazin dünyasına katkılarını göz ardı etmemeliydim.