Ahmet Kabaklı hocamız, beyefendi insandı.
Örnek insandı. Sevmeyi de, dövmeyi de bilirdi.
Kavgayı da iyi yapardı, insaniyet de saçardı.
12 Eylül öncesinde mert bir kalem iken, aynı zamanda edebiyatımızın en incelmiş irfanından da nasibini almıştı.
Eşi ile sevgisi müstesnaydı. Fazla ayrı kalamadılar.
O kavgacı olmayı bilen insan; zarafeti ile, sevecenliği ile de malûmdu. Allah rahmet eylesin.
Songar da öyleydi, mesela.
Öyleleri kalıyor mu aramızda?
Mert ve cömert olmayı bilmekten geçer bu iş. Bakıyoruz "aydınlara" ne dövüşmeyi, ne sevişmeyi biliyorlar.
Birşeylerin ardına, birilerinin arkasına sığınarak sözüm ona dövüşenler, sevgiyi de bilmiyorlar. "Önce çıkar" olunca kişi sevmeyi de dövüşmeyi de beceremiyor.
Ve bu şovlar da kabak tadı veriyor.
Sinsilik revaçta.
Nazım Hikmet''e iade-i itibarda da, Esad Coşan''a kabirde de samimi davranmak lâzımdır.
Nazım Hikmet büyük şairdir. Bu bir. Orta Asya''da Türk''ü o temsil etmiştir, demir perde yıllarında. Bu iki. Artık, bırakın ondan toprağımızı esirgemeyelim. Kucaklayalım. Kimse çıkıp da efendim o vatan haini değil miydi, ucuzluğunu yapmasın! Zaten ben, kamusal törenlerle define karşıyım.
Sen önce adamı öldür, sonra o meclisin önünde tören yap. Ne iyiydi, merhum, de.
Ben mesela öldüğümde Boğaziçi Üniversitesi''nde tören istemem (Hoş, yapmazlar ya!) Yıllar boyu inlet bizi, sonra sandukası başında ne iyi adamdı, de. Riyakârlık!..
Süleymaniye ile ağızlar açıldı.
Bu Hükümet''ten başladı eleştiriler, geriye doğru gidiyor.
Uslûp, mimik ve diğer ipuçları bilinçaltını faş ediyor. Bir tür dolaylı İslam karşıtlığına fırsat düştü. Başladılar istismara.
İçlerindeki kin dökülüyor. İyi izleyin.
Esad Hoca''ya rahmet, ailesine sabır diliyoruz.
Bana düşmez, haddimize değil ama, doğrusu ben Hoca''nın Avustralya''da sırlanmasını yeğlerdim.
Gönül erleri bugün Türk''ün her coğrafyasında varlar. Yesevî Hazretlerinden Gül Baba''ya, hepsi nur yolunun alperenleri olarak irşad mahallerinde türbeleşiyorlar.
Esad Hoca''nın Avustralya''daki türbesi büyük işlere vesile olurdu. Neyse...
TV''deki tartışma programlarına bakın.
Bırakın bazılarını, öğrenciler M. Barlas, B. Tibuk''a bile tahammül edemiyorlar. Açıkça "Sizinle aynı ülkede yaşamak istemiyorum" diyebiliyorlar.
Ne dirilere tahammül var.
Ne ölülere.
Ülkemizi elimizden alabilirsiniz; ama bayrağımızı asla. Tabiî İstiklal Marşı''nı değiştirmedikçe...

