Kaydet
a- | +A

1974 değil, 1960''lardan beri değil, ta Demokrat Parti döneminden beri Kıbrıs meselesi, Türk dış politikasının "birinci" sorunu, bütün uluslararası ilişkilerimizin "belirleyici" eksenidir.

Her zamankinden çok bugün de öyledir.

Bir yandan, itiraf edelim/etmeyelim, tarihimizde ilk kez AB kapısı açılmış ve Kıbrıs düğümünü çözmek bu girişin koşulu olmuştur. Kıbrıs''ta bir şekilde "uzlaşılmadan" AB üyesi olunamayacaktır.

Diğer yandan, Kıbrıs''ın, Türkiye''nin "Avrasya Kaplanı" konumu için vazgeçilmezliği vardır. Türkiye''nin uluslararası enerji güvenliğini sağlaması için adanın stratejik özelliği malûmdur.

İşte, müthiş denklem burada.

Türkiye''nin çok yönlü dış politikasında bu denkleme formül bulan nerede ise imkânsızı başarmış olacak ve olsa bir Türk Nobeli''ne hak kazanacaktır.

Türkiye''nin geleceği Turan''dan geçmektedir.

Orta Asya Türk devletleri nezdindeki ağırlığımız Kıbrıs cetveli ile ölçülmektedir.

Türkistan liderleri, halkı bize baktıkça şunu görmektedirler: Garip Türkiye, yedi düvelin baskısına rağmen soydaşlarını korumak için giriştiği bir hareketten otuz küsur senedir geri adım atmamakta ve her türlü fedakarlıktan çekinmemektedir. Bu Türk''ün Türk''ü tutuşundaki asaleti yansıtmaktadır.

Bunun en güzel tarafı da Türkiye''nin bunu karşılıksız yapmasıdır. Çünkü, Kıbrıs''ta petrol yoktur ki!..

Orta Asya Türklüğü, Kıbrıs siyasetini ölçü olarak Ankara''ya not vermektedirler.

Bu yıldızlı beşi silecek tek yanlış hareket, Türkiye''nin fevrî bir hareketle, en bunaldığı bir anda Kuzey Kıbrıs''ı, Hatay usûlü, "ilhâk" etmesidir.

O andan itibaren Orta Asya Türklüğü, "ağabey"liğin ardında bir Pan-Türkist art niyet olduğunu düşünecek ve fedakarlığımız gölgelenecektir.

Ve anında, bağımsızlık refleksleri ile Ankara''ya mesafe koyacaklardır.

Bu nedenle, AB''nin Helsinki''de sanki Güney Kıbrıs''ı yarın birliğe ithal edeceklerini sanan KKTC yetkililerinin "Bu da bize Türkiye''yi iltihak etmekten başka çaremizin kalmadığını" adetâ yarı tehdit kabilinden ifade etmeleri hepimize zarar verir.

Ben ileride bir Türk Commonwealth''inin oluşmasından yanayım. Ama, bu ilhâk ve iltihâklarla değil; eş ve eşit Türk devletlerinin uluslararası örgütlenmesi şeklinde gerçekleşmelidir.

Sivil toplum katında ulus ötesi beraberlikler kurulmalı; ama resmî ilişkiler "egemenlik" hassasiyetini rencide edecek şekilde tasavvur edilmemelidir.

Kıbrıs''ta enosis, kanımız pahasına gerekirse yine engellenmelidir. Kıbrıs''ta "iki devletli" çözümden de geri adım atılamaz.

Ama, KKTC''nin, ikibinli yıllarda Ankara''nın AB ile kuracağı ilişkiler kadar güneyle de irtibatı, işbirliği olması doğaldır.

Kaldı ki, ben ikibinli yıllarda, bırakın enosisi, başta Girit olmak üzere Ege adalarının küreselleşme rüzgarıyla mikro milliyetçiliğin zarureti olarak Atina''yla ilişkilerini hayli gevşetebilecekleri kanaatindeyim.

Milliyetçiliğimizi akıl çizgisinde sürdürmeliyiz.