Kaydet
a- | +A

Post-modern dünyanın kaygısı "tektipleşmek".

Küreselleşme ile kültürel kimliklerin kaybedilebileceği evhamı o kadar yerleşti ki; antropologlar, sosyologlar hatta uluslararası ilişkiler uzmanları ulusdışı farklılaşmaların abartıldığı, adetâ jeo-kültürel bir vurguyla siyasi çatışmaların kaynağı olduğu iddiasındalar. Kültürün "siyasallaşması" şiddete dayalı ifade biçimleriyle barış ve düzeni örseleyen "açık ve yakın tehlikeler" haline geliyor. Bir başka deyişle, kültürelcilik hem farklılığın kabulü, hem de "öteki"nin bastırılmasını içeren bir kavgaya neden oluyor. Her iki hâlde de diğerini anlamamak, kanlı bir diyalektiği sunuyor. Oysa ki, hepimiz "kültürel"in siyasi, ekonomik hatta stratejik sebepleri kamufle etmek için "kullanıldığını" biliyoruz. Dahası, Metis Yayınları''ndan çıkan Jean-François Bayart''ın "Kimlik Yanılsaması" adlı kitabında kaydettiği gibi, günümüzde gelenek icadı", "hayali cemaatler" inşa etmek tutkusu var. Moda olmuş. Hayali bir geçmişin parçaları, kültürel yenilenme uğruna araçsallaştırılmakta... Hani bunu keyfinizce yapın da, mesele folklorik zenginlik olarak kalmıyor. Kültürelcilik, kimlik stratejilerinin totaliterleşmesini, hatta dayatılmasını da beraberinde getiriyor. "Süregelen"in yanında kültürün icadı etnik arındırmadan tektipçiliğe kadar yeni bir siyasi jakobenizmin kaynağı oluyor. Siyasi tahayyüller, yemekten, giysiye, kıldan, rozetlere, takılara kadar geniş bir kültürel üretimde bulunuyor. Bu semboller giderek fetişizme de yol açıyor. Şekil bizi büyülüyor ve kimlik adına bizleri kişiliğimizden soyutluyor. Kimliklerin ifadesi özgürleştirici değil, bilâkis grup içinde esareti hakim kılıyor. Bakınız bu sıkıntıyı Bayart nasıl açıklıyor: "...Kültürelciliğin eleştirisinin, Batı toplumlarının kolaylıkla kapılabildikleri sahte ikilemden kurtulmamıza yardımcı olması gerekmektedir. Burada, "kültürlerin" çeşitliliğini hiçe sayarak tektipleştirme yoluyla kurulacak bir evrensellik ile; bazı temel değerleri feda etmek pahasına "kültürel" tekillikleri keskinleştirme yoluyla ulaşılacak bir görecelik arasında seçim yapmak söz konusu değildir. Evrensellik, farkın yeniden icadına eşdeğerdir, ancak fark olgusunu evrenselliğin önkoşulu yapmanın da hiç gereği yoktur. Bu ısrar abartılmış olmakla kalmayıp, aynı zamanda kuşkuludur da, çünkü her tür zihinsel ve siyasal kısıtlamanın yolunu açar." Kimliği, kısacası, ne düş, ne de kâbus haline getirmeye gerek var. Kimliği, ne tehdit, ne de büyü haline getirmeyelim. Benden son söz: Kişiliğiniz önde gelir. Kişiliği rüşde erişmemiş bir fâninin herhangi bir kimliği temsil noktasında zaafiyeti malûmdur. Anlayana diyoruz.