Uluslararası kıyaslamalara çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Halkımıza bu istatistikler hep duyurulmalı.
Harita gibi, sen "buradasın" denmeli.
Rekabetçi bir ülke olarak mecburiyeti, küreselleşmeye dayanmanın baş koşulu.
Ama, onun ötesinde de bir neden var.
Bazı "şeyleri" kanıksamamızı önler.
Örnek vereyim: Bildiğiniz dile göre, bazen yabancı dilde gazete alın.
Birinci sayfalarına bakın. Okuyun.
Daha ziyade dış olaylar öne çıkmıştır.
Çünkü, dahilî siyaset oralarda oturmuştur. Dingindir. Yani, "haber" yoktur.
Bakın o gazetelere: Bizim kadar devasa devlet soygunu uyuşturucu zengini, zengin teşhiri, sanatçı (!) rezâleti, yolsuzluğun nakli var mı?
Yoktur!
Pekiî, ne yapalım:
Bunların bilinişine ve yakalanışına mı sevinelim; yoksa varlığına mı üzülelim?
Bence ikincisi.
Hatta, utanmak zamanıdır.
Siz, bu "birinci sayfaların Türkiyesi''nden memnun musunuz? Size haz veriyor mu?
Bu tür bir ülke ile "gurur (!)" duyuyor musunuz?
Ben açıkça yazayım.
Kimse de alınmasın.
Türk milleti yolsuzluktan şikayetçi değil.
Dürüstün kahrolması ne yazar! Umum demesem bile "cazgır azınlıklar" statükonun devamından yana.
Halkı kastediyorum.
Biz medya olarak şu vurgunu, şöyle yolsuzluğu yansıttıkça, sanırım kamuoyu reaksiyonu şöyle olmuyor:
-Kahretsin sizi! Ülkeyi mahvettiniz. Önlem alınmalı. Yasa çıkarılmalı.
Hayır, tam aksine:
-Vay be. Ne götürmüşler. Biz de enayi gibi söğüşleniyoruz. Ah, benim elime de bir fırsat geçse, var ya!..
Zihniyeti bilinç altına kayıyor.
Her yolsuzluk aktarımı artık "İmrendirici" oluyor. Onun ötesinde "Ben neler kaçırıyorum" saikiyle bir şekilde tokat vurma, vurgun yapma, birini çarpma refleksini mahmuzluyor.
Ve bu eğilim spiralleşerek, ülkeyi kanser gibi sarıyor.
Suça dayalı ekonominin yerleşmesi ve bir ülkeyi teslim alması için bundan daha uygun psikolojik altyapı bulamazsınız. Onun için "utanma" insiyaklarıne sığınalım diyorum.
Kıyaslamaları hatırlatalım.
Tabiî ar damarları kalmışsa!..

