Medeniyet öyle gelişti ki, İletişim Devrimi''nin nimeti "İnternet" sayesinde herşeyi yapabiliyorsunuz.
Konser izlemek, alışveriş yapmak, borsa oynamak, herşey onda. Sanat, kültür, tatil onunla yapacağınız sörf ile önünüzde, evinizde.
Odanızdan çıkmadan, 8 saatte devr-i âlem yapabilirsiniz.
Pekiî, sanal dünya ile hakîkat arasında herhangi bir eksik, perde var mı?
Bence var. O da "koku". İnternet''te dünya bahçelerini dolaşabilirsiniz. Ama, o bahçelerdeki gülün kokusunu "duyamazsınız."
Çünkü, sanal uygarlık "kokusuz"dur.
Oysa ki, ben kokuya aşırı hassasımdır.
Ama, bakıyorum, o hassasiyetimizi kaybediyoruz.
Yemek nimet, üstelik benim için şölen... Ama, pişirilirken soğan kokusuna dayanamam.
Ağız kokusu, ter kokusu, ayak kokusu mahveder beni.
Yanmış kızartma yağı ve anason kokan lokallerin önünden geçerken midem döner benim.
Farkında mısınız bilmem ama biz ülke olarak şehirlerimizden kanalizasyon ve çöp kokusunu giderememişiz.
Onca beledî gayret ve para harcanmasına rağmen yaşadığımız mekanlarda dışkılarımızı ne yapacağımızı halledemedik bir türlü. İster gelişmiş, ister azkalmış yöre olsun, "kanalizasyon" sorundur Türkiye''de.
Tatil yörelerimiz, en turistik beldelerimizde dahi giderken bir anda bir yerden geçersiniz, "öf... aman" dedirtir.
Biz etrafımızı saran denizlerimizi sindirim artıklarımızla "kirlettik." Turistik diye sattığımız bu yerlere yabancılar da tabiî ihtiyaçlarıyla katkıda bulundular!..
Oysa ki, medeniyet kokudadır.
Denizin "iyot" kokusuna tutkunum ben. Kenzo after shave gibi kokan hangi sahilimiz kaldı.
Size belki tuhaf gelecek ama kitap kokusunu severim ben. Kütüphanelerin küf dahi koksa o entelektüel kokusu vardır ki, "nostaljik takıntım" hâlindedir.
Kimine göre taflan, kimine göre şimşir. Ama, yeşil bir bodur ottur aslında. Kokusuna bayılırım. Öyle pek koku da vermez aslında. Ancak, Yıldız gibi saraylarda Osmanlı çok kullanmıştır. Ne bileyim belki bende maziperest çağrışımlar yaptığı için romantik bir bağlamtım var ona.
Leylâk severim. O da bir görünür, kaybolur.
Bakıyorum da çiçek kültürümüz de gitti, bitti.
Çiçekler çelenk oluyor. Yapraklar "sanatçıların omuzları aşağı serpiliyor."
Çiçekler kokusu için değil, gösterişi için alınıyor, gönderiliyor.
Mısır çarşısının bile o eski "kokusu" kalmamış.
Erkek ve kadın kokularının reklâmı cinselliğe endekslenmiş.
İnsanlar evlerine taze çiçek değil, kurutulup üzerine parfüm sıkılıp, sanallaştırılmış çiçekler koyuyorlar.
Sahi, bir de yapay çiçeğe tahammülüm yok. Onun da o kadar sahtesini yapıyorlar ki, ayırdedene aşkolsun!
Yapay bir uygarlık.
Kokusuz. Ne kokar, ne bulaşır cinsten. Sentetik.

